Atatürk’ün Çocukları Onur Konuğu Olmalı

Antalya Altın Portakal Film Festivali 43. yaşında bir kere daha bini aşkın konuğu ağırlıyor. Bu, Türkiye’de düzenlenen kurumsal etkinlikler içinde ulaşılması artık imkânsız bir rekor…

Geçen yıllara nazaran festivalin çehresinin giderek değiştiğini pek âlâ herkes görebiliyor. Meselâ Türk sinemasının yıldızları yerine dünya sinemanın (bilhassa Hollywood) yıldızları boy göstermeye başladı Antalya’da. Bunlardan biri ve en önemlisi elbette çok zeki, entelektüel bir kadın ve çok iyi bir oyuncu olan Faye Dunaway… Sanatçının basın karşısına çıktığı toplantıda, duraksamadan sürdürdüğü konuşmasındaki entelektüel birikim hemen hissediliyordu.

Diğer önemli konuklardan Şeytanın Avukatı, Ray, Subay ve Centilmen gibi büyük gişe hasılatı sağlamış ve Oscar’a aday gösterilmiş filmlerin yönetmeni Taylor Hackford ve eşinden de mutlaka söz etmek gerek. Ancak bu büyük sinema adamlarının Antalya halkının beynindeki karşılığı ne? Ben çok olumlu olduğundan pek emin değilim.

Şöyle ki:

Havaalanından festival konuklarını otellerine taşıyan otobüslerden birine bindiğimde Orhan Gencebay’ın 1960’larda 33 devir plâklarda başlayıp hâlâ dönüp duran şarkısı Batsın Bu Dünya çalıyordu… Peki Sting dinleyen ve dünya sinemasını izleyen Antalyalı yok mu? Elbette var ancak genel ortalama birinciden yana ağır basıyor…

Bu durumda filmleri olsun veya olmasın Türk sinemasının yıldızlarının en azından açılışa katılmalarını ve halkı selâmlamalarını sağlamak gerektiğini düşünüyorum (Bu arada bunu konuştuğum bir arkadaşım bana ‘Türk sinemasında yıldız mı kaldı ki?’ diye soruverdi!).

Aksaklıklara Rağmen

Altın Portakal yarışı iki koldan devam ederken basında festival ile ilgili yer alan haberler ve yorumlar gerçekleri de abartıları da içeriyor. Daha birkaç yıl önce annelerine muhtaç yaşayan yeni yetme oğlanlar ve kızlar, her ne hikmetse basında koca sayfalarda ahkâm kesiyorlar.

Doğrudur, pek çok konuda olduğu gibi aksamalar sürüp gidiyor ama acıklı olan, bunun yıllarca yazılıp çiziliyor olması…

Durup düşünüyorum: Peki ben söylemedim mi?

Elbette söyledim ve yazdım. Ama bunlar daha çok çözümü de içeren tenkitlerdi. Tekliflerimin bel kemiğini, ‘Antalyalıların bir kadro oluşturarak kendi festivallerine sahip çıkmaları’ fikri oluşturuyordu. Bu konuda hâlâ da ısrarcıyım…

Bu yıl yaşanan aksaklıklar üzerine, 44. Portakalda açılış ve kapanış bir başka kurum tarafından gerçekleştirilecekmiş!

Belki on defa söyledim, söylemeye devam edeceğim: AKSAV silkinip kendine gelmeli, profesyonel ve nitelikli elemanlar istihdam edip bunlarla birlikte yürütmeli işi.

Antalya Altın Portakal genel olarak Antalyalılar tarafından yürütülmeli…

Aspendos Salonu Düzeltilmeli

Antalya Kültür Merkezi Aspendos salonunda yapılan gösterimlerde yıllardan beri yaşanan aksamalar bu yol da devam etti. Elektrik kesintisi, bobin değiştirme problemi (Bir film ticari sinemada olduğu gibi ortadan ikiye bölünüp patlamış mısır molası verilmez), ses problemi, bazı gösterim formatlarının bulunmaması; böylece yönetmenin çerçevesinin heba olması gibi…

Aslantuğ ile Neler Konuştuk

Bu arada Türk sinemasının yüzakı sanatçılarından Mehmet Aslantuğ ile yaptığımız bir muhabbetin bazı bölümlerini fevkalâde önemli bulduğum için size aktarmadan edemeyeceğim.

Aslantuğ daha önceki yıllarda pek çok ödül aldığı ve bu yıl jüri üyesi olarak geldiği şehirde bu yıl pek mutlu görünmüyordu. Bunun sebebi ise tamamen sinema yapan insanların garip tutumu olmalıydı.

Aslantuğ şöyle dedi: “Bazıları sanki ceplerinde yaşamın ve ölümsüzlüğün sırrını bulmuş gibi bir hava içindeler ki, olmadıklarını hepimiz biliyoruz. Ama bana göre yaşam daha iyi insan olmak, daha iyi bir eş, baba, arkadaş olmaya çalışmaktır…”

Aslantuğ’a sonuna kadar katılıyorum. Ve uluslararası bölümünün açılışında söylediği şu sözün altına da her zaman imza atarım:

“Mustafa Kemal Atatürk’ün gençliği umarım bir gün yabancı ülkelere onur konuğu sanatçılar gönderirler…”

(20 Eylül 2006)

coskuncokyigit@gmail.com

Yorum yapabilirsiniz