Sinemamız Neden Kahraman Fukarası?

Sinemamızdaki “kahraman” fukaralığını her zaman ve her yerde tekrarlamakta bir beis görmüyorum. Çünkü sinema, ister beyazperdede ister beyazcamda, ister farklı formatlarda olsun, günümüz dünyasının vazgeçilmez bir eğlence şekli olarak tahtını koruyor.

Fransa’nın ve şimdi yeni yeni Çin’in Hollywood sinemasına karşı gösterdiği yüksek direncin sebebi, görünüşte masum bir eğlence aracı olan filmlerin içerdiği ciddi dönüştürme gücü… Bir arının bal yaparken polenleri taşıyıp tohumlamaya yardımcı olması gibi sinema da ciddi bir kültür taşıyıcısıdır. Siz tohumlanırken, kovan sahibi balı afiyetle yer!

Dünyadaki salonlarının çok büyük bir bölümünü tekelinde tutan Amerikan sinemasının hemen her türde (korku, komedi, fantastik, tarihi vb.) çektiği binlerce filmde öne çıkan ve dönem dönem ikinci çevirimleri yapılan “kahraman filmleri” var.

Bunların en çok tanınmış olanları Süpermen, Örümcek Adam ve Batman’ın sık aralıklarla sinemaya uyarlandığını hepimiz biliyoruz…

Yani bizim dedelerimiz de, biz de, çocuklarımız da Amerikalı kahramanların günümüz Amerikan toplumunun sorunlarını çözmelerini; bunu yaparken doğruluk, insanseverlik, kadirşinaslık, hak bilirlik ve en önemlisi yüzde yüz adaleti temsil edişlerini seyrederek eğleniyoruz!

Sinemamızda Kahraman Yokluğu Sürüyor

Türk sineması geçmişte taklit ettiği Amerikan sinemasına benzeme gayretiyle bazı denemeler yaptıysa da ne yazık ki yaratılan kahramanlar ya Hollywood tiplerinin karikatürü oldu veya seyirciye hiç inandırıcı gelmedi.

Atatürk’ün ciddi işaretine rağmen Türk sineması ile devlet Turgut Özal’ın başbakanlığına kadar asla birbirine güvenmedi. Devlet sansür sopasını sinemacılarımızın sırtından eksik etmezken, sanatçılarımız sinemanın eğlendirici yanını ya cıvık komedilerde, ağdalı melodramlarda tükettiler veya bu yönü hiç görmemeyi tercih ettiler.

Böylece Türk sineması bütüncül bir yapılanmadan mahrum, ekonomik bakımdan ulusal sermayenin desteğini alamamış, “al takke ver külâh” denkleminde pek çoğu ödenmeyen bonolarla işletilmeye çalışan, kör topal bir sektör olarak günümüze kadar gelebildi.

Günümüz modern yaşama biçiminden doğan sorunları çözebilecek fantastik kahramanlar yaratma fikri muhtemeldir ki, bu kötü şartlarda var olmaya çabalayan sinemacıların aklının ucundan bile geçememiştir…

Polat Alemdar’ın İnanılmaz Başarısı

Osman Sınav’ın yapımcılığı ve yönetmenliğinde yola çıkan Kurtlar Vadisi dizisinin önce televizyonlarda ve daha sonra ise sinema filmi olarak salonlarda gösterdiği hasılat başarısı, Türk toplumun “acil kahraman” arayışından geliyor olmasın?

Bana göre büyük oranda bu arayıştan kaynaklanıyor…

Polat Alemdar, adaletin ağır işlediği, eğitim sisteminin tahteravalli gibi bir o yana bir diğer yana inip çıktı, uyuşturucu kaçakçılığıyla zengin olanların pıtrak gibi büyük şehirleri istilâ edip tüm görgüsüzlükleriyle “tovers, plaza, center” tipi gökdelenler diktiği, alnının teriyle kazanan insanların bir adım bile ileriye gidemediği, akşama kadar işyerinde ezilip, dolmuş veya otobüsle evine giderken pastırma presindeki et parçası gibi ezildiği bir toplumda neden bir kahraman sayılmayacaktı ki!

Üstelik, bir yandan halkın adalet duygusuna şerbet verirken bir yandan da iktidara gelen hükümetlerin yapmadığı bir şeyi yaparak topluma, kaçakçılık, PKK terörü, komşu ülkelerde olup bitenler, büyük ülkelerin beşinci kol faaliyetleri hakkında kendi penceresinden bir ışık tutmaya çalışıyordu…

Bir Kahraman Kime Yeter Belki Yedi Tane İdare Eder!

Ümit ediyorum ki, Türk sinemacıları bu rating ve gişe başarısını göz önünde bulundurur ve beyazperde için ulusal kahramanlar yaratma hamlesine girişirler. Bir Superman veya Batman olmasa bile fantastik boyutu olan ve eğlendirirken bir yandan da “psiko darama” ve “sosya drama” aktörleri vazifesini yerine getirecek tipleri sinemaseverlerimize sevdirebilirler…

Çünkü ben çocuğumun sadece Amerikan süper kahramanlarını izleyerek yetişmesini istemediğim gibi doğrusunu söylemek gerekirse, tek Türk kahraman sinema karakteri olarak Polat Alemdar’ı bellemesini de istemiyorum.

Çok kahramanlı Türk sinemasının gelecekte varolacağı ümidimi hiç yitirmeyeceğim…

(12 Ekim 2006)

coskuncokyigit@gmail.com

Yorum yapabilirsiniz