Sinema sektörüyle ilgili gelişmeler hem heyecan, hem endişe verici. Bir yandan gösterime peş peşe Türk filmi çıkarılırken bir yandan
yeni projeler üretiliyor. Bu arada Osman Sınav’ın yönettiği Pars gibi pek çok film çekim aşamasında.
(Fotoğrafta Pars: Kiraz Operasyonu ekibi toplu halde görülüyor.)
Sektördeki hareket ve bereketlilik elbette sevindirici bir gelişme. Ama Türk filmlerinin aynı anda gösterime sokulmasının bu olumlu gelişmeyi destekleyeceğini düşünmek safdillik olur.
Türkiye’de sinema filmlerinin gösterileceği salonlar ve dağıtım ağlarının tamamına yakını Amerikalı şirketlerin elinde veya kontrolünde. Bu durumda meselâ Hokkabaz ile Sınav gibi iki komedi filminin aynı günlerde gösterime sokulması hangi akla hizmet bunu düşünmek gerek…
Bu arada sözlerimizi desteklemek için şu anda sinemalarda hangi Türk filmleri gösterimde ona bakalım: Hokkabaz (Yön: Cem Yılmaz), Kader (Yön: Zeki Demirkubuz), Sınav (Yön: Ömer F. Sorak), Unutulmayanlar (Yön: Ayhan Sonyürek), İklimler (Yön: Nuri B. Ceylan), Eve Dönüş (Yön: Ömer Uğur), İlk Aşk (Yön: Nihat Durak), Dondurmam Gaymak (Yön: Yüksel Aksu), Hayatımın Kadınısın (Yön: Uğur Yücel), Takva (Yön: Özer Kızıltan), (8 Aralık’tan itibaren) Çinliler Geliyor (Yön: Zeki Ökten).
Yukarıdaki liste bize gösteriyor ki, gösterimdeki filmler sinemamızın ağır topları tarafından çekilmiştir ve çok ciddi paralar harcanmıştır. Buna karşılık bir yıl içinde sinemaya giden seyirci sayısı ve bu toplam içinde Türk filmlerini seyreden kişilerin sayısı aşağı yukarı bellidir… O halde Amerikalı dağıtımcılar, Türk filmlerini neden genç seyircilerin rahatlıkla sinemaya gidebileceği yarıyıl tatilinde değil de derslerin ve yazıların yoğunlaştığı bir aralığa koyarlar?
HEM DÜŞMAN HEM YILAN MUAMELESİ
Herşey Çok Güzel Olacak, G. O. R. A., Kurtlar Vadisi Irak vs. gibi filmler gösterdi ki, seyircinin beklentileri doğrultusunda film yapıldığında Türk izleyici, dünya çapında tanınmış starlarla desteklenen ‘naylon Hollywood’ filmlerini değil, kendi sinemasını tercih etmektedir. Bu ise Amerikalı dağıtımcılarının, bütün dünya pazarlarının kremasını toplama misyonunun önüne çıkan zorlu bir engel demektir. Tıpkı pizzanın karşısında duran lahmacun, hamburgerin karşısına çıkıp onu döndüre döndüre ezen döner ve benzeri yerli mallarının engel oluşu gibi…
O halde Hollywood tarafından yüzlercesi sadece para kazanmak üzere çekilmiş filmlerin çok seyredilmesi için Türk sinemasının ‘değersiz ürünleri’ birbirine kırdırılmalıdır! Yani Türk filmleri aynı ölü mevsimde, birbiri ardına vizyona sokulmalıdır ki, Türk sineması asıl rakibi olan Amerikan sineması ile çatışmak yerine kendi kendisi ile kavga etsin!
Gerçekte yapılan budur ve sinemacımız ile seyircilerimiz bu sonuca katlanmanın çaresizliği içindedir..
İşte size, durumu özetleyen güzel bir söz: “Yılanın başını düşmanının eli ile ez ki, düşman galip gelirse yılandan, yılan galip gelirse düşmandan kurtulasın!”
(Sözün özü bu durumda Türk filmleri, hem yılan, hem de düşman muamelesi görmektedir.)
PARS FİLMİNİ MERAKLA BEKLİYORUM
Osman Sınav Kurtlar Vadisi’nin öz babasıdır ve bugün Türkiye’de gençlerin mafyoz eğilimlerinin temelinde bu dizinin yattığı, yani gençler arası şiddetin arkasında Osman Sınav’ın gölgesinin olduğu sık sık ima edilmekte. Sınav zeki bir insan. Elbette imanın farkında. Nitekim Pars filminin tanıtım gecesinde bunu açıkça dile getirerek şöyle konuştu: “Madem öyle, bakın ben size okullarda ve Türkiye’deki mafyoz eğilimlerin arkasında kimler var onu göstereyim!”
Pars, Osman Sınav’ın, hakkındaki ithamlara cevabı ve Türkiye’deki mafyanın ne olduğunu anlatmaya aday bir film olması bakımından dikkate değer bir seri olacak. Seri olacak dedim, çünkü Sınav peş peşe dört film yapmayı
plânladıklarını da açıkladı ki, herhalde böyle bir girişim dünya sinemasında ilk defa gerçekleştirilmiş olacak.
(Fotoğrafta Osman Sınav ve eşi basın toplantısında dinlenirken.)
ATTİLA İLHAN DOSTLARI ANMA GECESİNDE NEREDEYDİ?
Medyanın kötü etkileri gün geçtikçe daha da şiddetleniyor… Barış Manço, Cem Karaca ve en son Attila İlhan’ın cenazelerindeki mahşeri kalabalık ve televizyonlardan yapılan canlı yayınlar hala daha aklımızdan çıkmadı. Bu matemin günlerce süreceği ve sanki hiç bitmeyeceğini zannetmeye başlamıştık.
Fakat o da ne? Aradan bir sene geçtikten sonra ortalarda kimseler yok!
Maalesef yok!
28 Kasım Salı akşamı İş Kuleler’de Attila İlhan’ı anma toplantısı düzenlendi ve kocaman salonun yarısı boştu!
Bu ülkenin gerçek değerlerine… Sağlıklarında kimse onların kıymetini bilmiyor. Öldüklerinde “Yeri doldurulamayacak” kayıp klişe palavrasıyla uğurlanıyorlar ve bir yol sonra da kimse hatırlamaz oluyor! Neden?
Çünkü kameralar haberin devamı için bulunması gereken yerde bulunmuyor!
ALTYAZI
İki şey akla uygun değildir: Susacak yerde konuşmak, konuşacak yerde susmak. - Şeyh Sadi Şirazi.
(30 Kasım 2006)
coskuncokyigit@gmail.com