Cenneti Beklerken, Küçük Kıyamet, Eve Giden Yol 1914, 2006 yılı sonunda peş peşe gösterime giren filmlerden üçü. Sırasıyla Derviş Zaim, Taylan Biraderler ve Semir Aslanyürek’in yönettiği bu üç filmin ikisi tarihten, bir diğeri ise “her insanın ta en derininde duran” ve ironik bir şekilde ölmeden önce kurtulamadığı “ölüm korkusu” içgüdümüzden yola çıkıyor!
Daha en başında söylemem gerekir ki, Derviş Zaim bana göre Yılın En Başarılı yönetmeni. Bu durumda elbette Cenneti Beklerken de Yılın En İyi Filmi… Yıl boyunca seyrettiğim 30’a yakın yerli malı film arasında kendine has bir dili, hassasiyeti, meselesi, estetiği, sorunsalı… olan tek film yavru vatan Kıbrıs’ın bize armağanı olan Derviş Zaim’in Cenneti Beklerken’i idi.
Filmde tarihe dair bir tek hatalı bilgi bulunmazken, minyatür sanatı, Doğu - Batı estetik anlayışları arasındaki derin algı ve yorum farkı hem çok arifçe hem de çok anlaşılabilir bir halk diliyle veriliyordu. Görsel titizliği ve her bir karedeki iki boyutluluk ile perspektif arasında gidip gelen fotoğraflarıyla ne kadar takdir edilse azdır.
Zaim, bir tek Mehdi meselesinde daha açık bir dil kullansaymış eminim çok daha sağlam bir senaryoya da imza atmış olacakmış (Mehdi meselesi bu yazının içine sığamayacak kadar uzun olduğundan kısa kesiyorum).
Semir Aslanyürek’in Eve Giden Yol 1914’ü ise çok ilginç bir hikâyeden yola çıkmasına rağmen, muhtemelen çekim şartları (buna yapımcının ticari kaygılarla yaptığı müdahaleler de dahil) sebebiyle hamaset kokan bir filme dönüşmüş. Tabii hikâyeye, harcanan paralara ve Semir Aslanyürek’e yazık olmuş!
Küçük Kıyamet filmine gelince! Daha evvel D@bbe, Araf gibi filmlerde örneğini gördüğümüz dini (İslâmi) bir kavramdan yola çıkarak tamamen Batı sineması korku geleneği (bu da Hıristiyanlık kaynaklıdır) çerçevesinde film çekme modası içinde yer alan bir yapım olduğunu düşünüyorum. Çünkü yanılmıyorsam bir hadiste “ölümün küçük kıyamet olduğu” vurgulanır. Yine filmde kullanılan “Ev”, “Ev Sahibi”, “Bekçi” gibi kelimler de çift anlamlı kullanılarak dini göndermelerle yükleniyor ki, “Ev” dünya hayatına, “Ev Sahibi” Tanrıya ve “Bekçi” de Azrail’e tekabül ediyor.
Peki sofralarından kırmızı şarap eksik olmayan, ölümü (ahreti) hiç akıllarına getirmeyen kentsoylu küçük burjuva ailesine ne oluyor? Tam tatile çıkacaklarken büyük İstanbul depremine yakalan aile ölüm, mezara gömülmek, “Bekçi”, “Ev Sahibi” gibi kavramlarla yüz yüze geliyor.
Küçük Kıyamet bu yönleriyle dini kavramlardan yola çıkarak ticari sinemaya bir film daha kazandıran ilginç bir yapım. Ancak şunu da hemen teslim etmeliyiz ki, hem senaryo, hem de yönetmenlik açısından Küçük Kıyamet vasatın çok üstünde.
Eh korku sinemasında da ilerleme kaydediyoruz. Ancak benim gençlere bir tavsiyem var: İslâmî kavramları ticarileştirmekten uzak durun. Çünkü bu kutsallaştırarak para kazananlarla aynı kefeye girmekle aynı şey!
(28 Aralık 2006)
coskuncokyigit@gmail.com