Ajanslar 79 yıldan beri Los Angeles mahreçli bir Hollywood haberi sunarlar.
Bu haber dünya sinema ticaretini hararetlendirdiği gibi habere konu olan şahısları da bir şekilde zengin eden bir ödülün haberidir. Oscar Ödülleri’nden bahsettiğimi hepiniz anlamışsınızdır.
Bu yıl geçilen haber ise aşağı yukarı şöyleydi: “79. Oscar Akademi ödülleri, bugün (26 Şubat 2007) düzenlenen törenle sahiplerine verildi. Los Angeles’deki Kodak Theatre’da düzenlenen törende En İyi Film ödülüne “The Departed” (Köstebek) En İyi Yönetmen ödülüne de Köstebek’i yöneten Martin Scorsese lâyık görüldü. En İyi Kadın oyuncu ödülü “Queen” (Kraliçe) filmindeki rolüyle Helen Mirren’e; En İyi Erkek Oyuncu ödülü de, “The Last King Of Scotland” (İskoçya’nın Son Kralı) adlı filmdeki Idi Amin rolünü canlandıran Forest Whitaker’a verildi.”
ŞİMDİ BİZ GELELİM ASIL SÖYLEYECEKLERİMİZE
Bir yönetmen ne yaparsa en iyi seçilir? İyi film yaparsa değil mi! Elbette. Yani bir yönetmenin En İyi Yönetmen olabilmesi için En İyi Film ödülünü mutlaka alması gerekir. Aksi takdirde ona verilen ödülün gerçekliği kalmaz. Peki bu yönetmenin filmini en iyi yapan, En İyi Yönetmen ödüllü bir yönetmene sahip olması mıdır?
Bu nasıl bir soru diye sormayın. Birkaç yıldır hem Oscar ödüllerinde, hem Antalya ve İstanbul gibi Türkiye’de, Cannes, Venedik Berlin gibi Avrupa’da yapılan festivallerde tuhaf bir “ortalama ödül” biçimi uygulanıyor…
Nasıl mı? Anlatmaya çalışayım:
Bir filmi en iyi yapan şeylerin başında onu başarılı bir yönetmenin yapması ilk şarttır ama senaryo, görüntü, kurgu, müzik ve oyuncuların performansı gibi pek çok sinema öğesinin yerli yerinde olması da lâzımdır. Hatta makyaj, kostüm, çevre düzeni gibi öğeleri buna eklemek gerek…
Şimdi ödülü hak ettiğini geçen hafta yazdığım Martin Scorsese’nin yönettiği Köstebek’in durumuna bir göz atalım. Köstebek En İyi Film Ödülü’nü aldı ama, erkek oyuncu, kadın oyuncu, yarımcı kadın ve erkek oyuncu, orijinal şarkı, kurgu, sanat yönetmenliği, makyaj, ses kurgusu, ses miksajı, kostüm, görüntü yönetmeni, görsel efekt ve müzik dallarındaki Oscar heykelciklerini başka başka filmlere kaptırdı…
Şimdi bütün bu unsurlar olmadan “Bir filmi En İyi yapan nedir?”, diye tekrar soruyorum… Onun yönetmeninin En İyi Yönetmen ödülünü alması mı?
Peki o zaman bir yönetmen bütün bu saydığımız sinema enstrümanlarını bir film içinde bir araya getirip yönetmesi gereken oyuncuları vs. yönetemiyorsa nasıl En İyi Yönetmen olabiliyor?
Konuyu pek çok defa dile getirdim. Hatta pek çok yazımda Türkiye’de Türk sineması için verilen pek çok ödülün, cacığa tuz, nane, zeytinyağı ve zevke göre kırmızı yaprak biber serpilir gibi dağıtıldığı için bu bağlamda birkaç yazı yazmıştım…
Aynı şey dünyanın en prestijli ödülü sayılan Oscar’da ve Avrupa festivallerinde de yaşanıyor. Sonuç olarak ben kendime göre şöyle bir izah buldum…
Bir filmi en iyi yapan şey, 3 bin küsur üyesi bulunan Oscar Akademisi’ne göre de, 7 ile 9 kişiden oluşan Avrupa tipi festival jürilerine göre de “vasattan” yani ortalamadan geçiyor…
Çok ciddi bir sanat faaliyeti olarak görülen sinema eserleri ve onu yapanlara verilen ödüller ne yazık ki tıpkı istatistik ortalamalara göre benim gayrı safi milli hasıladan aldığım yıllık gelir gibi, ortalamaya
indirgeniyor…
Son Oscar ödüllerinde umursanmadan sürdürülen de buydu. En İyi Kadın Oyuncu Helen Mirren, En İyi Erkek Oyuncu Forest Withaker, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Jennifer Hudson, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Alan Arkin ve diğer en iyiler başka başka filmlere giderken Köstebek (The Departed) En İyi Film seçildi… Yönetmeni de En İyi Yönetmen!
Bundan çıkan sonuç nedir derseniz? Oscar ödülleri sinema sanatının prensipleri yerine ticaretin prensiplerine göre mi dağıtılıyor? Galiba aynen öyle oluyor. En yüksek kaliteye sahip olanlar arasındaki eserlerin seçilip tasnif edildiği; hak ettiği sıralamaya oturtulduğu bir yarışma değil, diğerlerine izafeten “ortalama olarak en iyi” unsurların bir araya geldiği yapım, En İyi Film, bunu yapan yönetmen de En İyi Yönetmen sayılıyor…
ALTYAZI
Uygarlıkları harekete geçirici, kurucu ve dönüştürücü güç yetke değil esindir. (…) Mesaj kalpten kalbe beyin yoluyla geçer ve beynin ikna edilmediği her yerde mesaj geçmez! - Joseph Campbell (Yaracı Mitoloji - Tanrının Maskeleri)
(09 Mart 2007)
coskuncokyigit@gmail.com