Mel Gibson Uygarlıkların Sonu Üzerine Kehanette mi Bulunuyor?
Mel Gibson’ın Apocalypto’yu filme çektiğini okuduğumda epeyce meraklanmıştım. Hz. İsa’nın yaşadığı ıstırabı neredeyse birebir sahnelerle anlatacak kadar koyu bir Hıristiyan olan yönetmen, bu defa yine dinî kaynaklı bir filme imza atıyor olabilirdi. Üstelik yeni çalışmasının adı böyle bir tahmini destekliyordu.
Biliyorsunuzdur, edebiyatta “Apokaliptik” diye bir tür vardır. Grekçe olan Apokaliptik kelimesi “açığa çıkarma, perdesini kaldırma” anlamına geliyor. Apokaliptik Edebiyat kavramı ile de Kanonik veya Apokrifa (*) İncillere dayalı edebiyat kastediliyor.
Tevrat’taki “Danyal’ın Kitabı” ile İncil’deki “Vahiy Kitabı”, Apokaliptik Edebiyat’ın en eski yani temel örnekleri sayılır… Meselâ Danyal’ın Kitabı bölümündeki Nebukadnezar’ın (Nebukadnessar - Buhtunnasar) gördüğü rüyayı Danyal Peygamberin tabir etmesi pek çok edebî metinde olduğu gibi günümüz modern sanatlarında leitmotif olarak kullanılmıştır. Hâttâ bazı durumlarda tek bir isimin, pek çok çağrışım için kullanıldığı bile olmuştur (Bak Matrix serilerinin tümündeki Nebukadnezar isimli gemi). Veya gerçeklik algısındaki göreceliliği vurgulamak için de yine eski metinlere gidildiği oluyor: Tekrar Matrix’ten bir örnek: Neo’nun yaşadığı ve rüya
gördüğü (seyirci olarak bizim de içinde yaşadığımız) dünya ile daha sonra geçtiği Matrix’ten hangisinin gerçekte varolduğu konusundaki yanılsama gibi…
Değerlendirdiğim filminin adı olan “Apocalypto” ile “Apokaliptik” aynı kökten olduğu için, seyretmeden önce Gibson’ın, ezoterik, sembolik (veya belki mantık dışı) bir film çekmiş olabileceğini düşündüm. İlk andan itibaren bu bağı kurmak için ciddi bir şekilde sebepler aradım. Gibson, filmin başlarındaki tutukluğun ve dağınıklığın ardından giderek durumu toparlamaya başladı. Böylece filmdeki karakterler giderek, “Apokaliptik tipler” gibi tarihî kriz ve karmaşa dönemini karakterize eden tiplere dönüştüler.
ÇAĞDAŞ KAOSUMUZ İLE BENZERLİK
Gibson ile senaristi Farhad Safinia, Maya uygarlığının “Popul Vuh” isimli kutsal metinlerinden; yaratılış ve yok oluşla ilgili efsanelerden faydalanarak, medeniyetin çöküşü (yani bir tür kıyamet) ile ilgili bir film hikâyesini kaleme almışlar. Bu arada Maya uygarlığı konusunda uzman olan Dr. Richard D. Hansen’den Maya medeniyetine ait “gerçek”lerin neler olduğunu öğrenmişler. Böylece Maya medeniyetinin nasıl paramparça olduğunu daha kolay kavrayabilmişler! Hansen onlara şöyle demiş: “Maya toplumunun sonu ve bizim çağdaş kaosumuz arasında kışkırtıcı benzerlikler bulunmaktadır”.
Yani neredeyse, ‘hayali olarak kurgulanmış bir geçmiş ve önceden haber verilmiş bir geleceğin bağdaştırılması sorunsalı’ böylece halledilmiş (Apokaliptik Edebiyat’a göre, iyi ile kötü güçler arasındaki mücadele, tarihî dönemin sonunda kıyametin kopması (Kitabı Mukaddes’te gerçek kıyamet, filmde Maya uygarlığının yıkılması), ölülerin dirilmesi ve Mesih İmparatorluğu’nun kurulması temel ‘izlek’tir).
Fakat elbette Mel Gibson’un filmi tamamen bu “izlek” üzerinden akmıyor. Biraz daha farklı: Finalde, eşini Maya Kralı’nın kapıkulu askerlerinden kurtarmak için derin bir kuyuya atan Jaguar Paw, bütün badireleri atlatarak atalarından kendisine devredilen eski güvenli yaşama alanına (ormana) dönerken sahilde o güne kadar hiç görmedikleri bir şeyle karşılaşır. Bunlar Eski Dünya’dan “Keşif!” için gelen gemilerdir… Paw’ın eşi bu gemilere doğru gitmek isterken Jaguar tam tersini düşünür ve ailesini alarak ormana doğru yürür…
BU MUTLU BİR SON MUDUR? HAYIR!
Ünlü tarihçi Will Durant’ın, “Kendi içinden yıkılmadıkça büyük bir uygarlık zapt edilemez.” sözü ile açılan filmin bu şekilde bir finale ulaşması ise iki ihtimali akla getiriyor.
Mel Gibson birinci ihtimalde, bugüne kadar Avrupa’dan gelen Hıristiyan göçmenlerce yıkıldığı anlatılan Maya Uygarlığı’nın aslında kendi kıyametini kendisinin hazırladığını söylemek istiyor. İkincisi ise Gibson’ın Apocalypto ile asıl kıyameti hazırlayan sebepleri gösterip Hıristiyanların soykırımını yani büyük kıyameti daha sonra anlatacağı ihtimalidir. Ümit ederim yönetmen bu ikincisini yaparak dünya çapında kazandığı namına halel getirmez…
ALTYAZI YERİNE
(*) Kanonik: Hıristiyan kilisesince Kitab-ı Mukaddes’in bir bilim olarak kabûl ettiği kitaplara verilen ad. Apokrifa: Bazı kiliselerce mukaddes kabûl edilen kitaplar.
(01 Nisan 2007)
coskuncokyigit@gmail.com