- Bundan Kurtulmanın Yolu Yok mu Asker?
- Var Başkanım, Başkomutansınız, Darbe İsteyin!
Avni Özgürel’in senaryosunu yazdığı Zincirbozan, toplumsal ve siyasi tarihimizdeki en büyük kırılmalardan biri olan 12 Eylül öncesi ve sonrasını dengeli bir dille anlatmaya çalışıyor. Bu yarı belgesel, yarı drama havasındaki filmde yer alan konular, 1960’larda doğan hemen herkesin hafızasında mutlaka derin izleri bulunan hikâyelerden oluşuyor.
Film bir yandan Türk toplumunun sözde müttefiki ABD’nin gizle servisi CIA tarafından sosyal olarak “anomiye” sürüklenmesini ve siyasi olarak istikrarsızlaştırılışını anlatırken, diğer yandan siyasi ve askeri “memurların” dirayetsizliğini, beceriksizliğini, sen ben vurdumduymazcılığını vurguluyor.
Mesela askeri kanat Demirel ve Ecevit’in bir araya gelmelerini bir darbe bahanesi olarak not ederlerken, “Yâhu ne oluyor? Bunlar bir araya gelemiyorlarsa demokrasiyi kesmek çare değil. 27 mayıs ve 12 Mart darbeleriyle kestik de ne oldu? Bunun darbesiz bir çıkış yolu olmalı!” şeklinde bir düşünceyi akıllarını getirmiyorlar. Çünkü hamurlarında darbecilik mayası var! Çünkü tıpkı sivil bürokrat ve siyasiler gibi “demokrasi” onlar için de içi boşaltılmış ve gerektiğinde sığınılacak bir kavram…
Netekim, Nixon filmini hatırlatmanın tam yeri: Watergate skandalı günlerinde basının ve muhalefetin sıkıştırmaları sonucu bütün çıkış yolları kapanan ABD Başkanı Nixon, artık yanında kalan tek kişiye, asker yaverine danışmaktan başka çare bulamıyor. Diyor ki:
“Hiçbir yolu kalmadı mı bundan kurtulmanın?”
Yaveri cevap veriyor.
“Var Sayın Başkan. Siz Amerika Birleşik Devletlerinin Başkomutanısınız. İsterseniz ordu hükümet darbesi yapar!”
Nixon susuyor biraz düşünüyor ve istifa mektubun yazıyor!
Nixon filmini seyrettiğim yıllarda bunu Amerikan sivil siyasi liderlerin demokrasi terbiyesine bağlamış ve “Vay be adama bak! Ordu emrinde. Yaveri darbe teklif ediyor. Bir an bile tereddüt etmeden ordu müdahalesini reddederek istifasını imzalıyor. İşte batı bu…” gibi şâirâne şeyler düşünmüştüm. Ama şimdi dünyanın kaç bucak olduğunu daha iyi anlayınca şu soruyu da sormaya başladım: “Acaba Nixon darbe ihtimalini kabûl etseydi ve orduya ‘Benim için harekete geçin!’ emri verseydi ne olurdu? ABD ordusu bir hükümet darbesi yapar mıydı?”
Kesinlikle emin değilim. Çünkü bugün inanıyorum ki, Nixon gibi siyasi hırsı ayyuka çıkmış ve başkanlık makamını güç belâ ele geçirmiş biri, bu darbeyi canı gönülden isterdi.
Ama ya ordu?
Başkan ve Başkumandan Nixon’a “Peki Komutanım!” der miydi?
Hiç sanmıyorum.
Ve şimdi anlıyorum ki, Nixon bunu bildiği yani ordunun demokrasiyi kesintiye uğratacak bir darbeye evet demeyeceğini bildiği için istifa etmiştir…
Çıkarttığım ders ise şu: Bir toplumda eğer ortak değeler varsa, bu sivil veya asker, zengin veya fakir bütün toplum tarafından kabûllenilip içselleştirilmiş olmalı. Aksi takdirde o toplumu bir ayarda tutmak mümkün olmaz…
İşte Zincirbozan’da alttan alta görülen zafiyet bu. Bir yandan CIA’ya kendini satan istihbaratçılar, bir yanda “demokrasi ve hürriyet” (diğeri özgürlük diyor) satıp oy toplamaya çalışan siyasilerin uzlaşmaz ve aymaz tutumları, bir yandan her kriz anında “Yeniçeriliği” tutan bir askeri bürokrasi, diğer yandan Türkiye’yi kurtarma ideolojisini “kör bir imana” dönüştürdükleri için CIA’den emir aldıklarını bile fark edemeyen sağcı ve solcu eylemciler… Ve en kötüsü de bu kargaşanın içinde Amerika’nın siyasetini sadece iktidar gelebilmek için uygulamaya teşne bir tonton adam!
Başta da belirttiğim gibi sinema filmi olarak ifade zaafları bulunan Zincirbozan’ın hikâyesi çok ciddi çağrışımlar yapıyor. O dönemi yaşana insanları acı - tatlı hatıralara sürükleyecek kadar gerçekçi bu hikâye için Özgürel’e kocaman bir tebrik!
ALTYAZI
Albay Türkeş tarafından kapatılan Amerikan Bürosu konusunda, ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nden gelen bir mektup, o ofisin CIA Merkezi olduğunu belgeleyecekti. Söz konusu mektubun altında, Büyükelçi Birinci Sekreteri William H. Doyle imzası bulunuyordu. - Hulûsi Turgut, Şahinlerin Dansı, S: 209.
(12 Nisan 2007)
coskuncokyigit@gmail.com