Türk asıllı Alman yönetmen Fatih Akın, önce “Ben Orhan Pamuk gibi ülkem hakkına ileri geri konuşmadım.” buyurdu. Arkasından da, “Türkiye’de askerlik yapmam, gerekirse Türk vatandaşlığından çıkarım.” diyerek ortalığı karıştırdı. Hazret daha da ileri giderek “Elime silâh almaktansa bir parça kâğıttan (Türkiye Cumhuriyeti nüfus cüzdanını kastediyor) vazgeçerim.” demişti.
Yürü be Fatih, kim tutar seni? Bu ülkede “Bayrak da nihayet bir bez parçasıdır” diyenler Türkiye’nin iki numaralı makamına oturdu evlâdım. Orhan Pamuk abin, buyurduğun gibi “Şu kadar Ermeni, bu kadar Kürt şöyle böyle yapıldı” dedi, şu fakir ve mazlum milletin gözünün içine baka baka, aşağıda vereceğim ankette kül yutmayanların altını çizdiği gibi milyarlarca lira değerinde para ödülüne kondu. Binlerce masum kürdün de ölümüne sebep olan hain-i vatan, adi bir mahkûm gibi F tipinde konserve edileceği yerde, Batılı ve ABD’li dayıları sayesinde padişah hayatı yaşıyor. Tahta geçemeyen zavallı Osmanlı şehzadeleri
bile onun yaşadığı hayatı yaşayamamıştı…
Fatih Akın, yavrum, sen sözlerini de tevil etme, konuş. Türkiye aleyhinde at, tut, Almanya adına Oscar’da, aynı filmle kendi adına Türkiye’de Altın Portakal için yarış. Kodak Tiyatrosu’nda havanı at, buradan da 300 milyarı kapmaya bak. Kim tutar seni… Diyeceğim ama bak bir de şu var: Milletin âhı!
Yapılan ankete göre Türk milleti senin hakkında ne düşünüyormuş bir
bak!
- Fatih Akın, başarılı bir film yönetmenidir, askerlikle ilgili görüşlerini söylemiştir. Bu gayet doğaldır: % 31,0
- Fatih Akın, Orhan Pamuk’a özenip Türkiye’ye saldırarak Oscar için kendisini pazarlamaktadır: % 63,8
- Bu sözler önemli değil, önemli olan Orhan Pamuk ve Fatih Akın’ın dünyada elde ettiği başarılardır: %5,5 (Kaynak: Hürriyet Gazetesi internet sitesi )
ANTALYA’DA NELER OLUYOR?
Biliyorum, bu ara başlık, “Arka sokaklarda neler oluyor?” gibi bir ifadeyi andırdı ama işin gerçeği hiç öyle değil. Antalya bir ana cadde, bir büyük bulvar oldu elbette. Her ne kadar bu gelişme biçimine, geçen yıllarda bu sütunlarda yaptığım itirazlarımı saklı tutuyorsam da şu gerçeği ifade etmek gerek: Festivalin öz ve kabuk değiştirmesi esnasında ortaya çıkan enerjinin herkesi yanıltabilmesi mümkündür. Bu bakımdan gelişmelerin ümit veren yönlerini değerlendirmenin daha doğru bir tutum olacağı aşikârdır.
Bu yıl Antalya’da Adana Altın Koza’nın düştüğü hataya düşülmemesi de hoş! Festivaller filmlerin halkla buluştuğu yerlerdir. TÜRSAK ve AKSAV bu gerçekten hareket ederek ulusal yarışmaya dâhil edilmeyen bazı filmlerin özel olarak gösterilmesini programa almış. Bu filmlerin adları mı? Beynelmilel, Eve Giden Yol 1914, Küçük Kıyamet, Polis ve Son Osmanlı: Yandım Ali.
BİRER CÜMLE İLE GÖSTERİME GİRENLER
Bitirim İkili 3: Brett Ratner’in yönettiği ve Jackie Chan, Chris Tucker, Vinnie Jones ile Hiroyuki Sanada’nın oynadığı Bitirim İkili 3 (Rush Hour 3) Amerika ile Çin’in işbirliği halinde dünyanın başına neler geleceğinin tipik bir projeksiyonu gibi… Birbirine asla uyum sağlayamayacak iki kültürün de dejenerasyona uğrayacağının
göstergesi.
Yıldız Tozu: Matthew Vaughn’ın yönettiği ve Claire Danes, Robert De Niro, Michelle Pfeiffer ile Sienna Miller’in oynadığı Yıldız Tozu (Stardust), müthiş güzel bir film. Fantastik ve etkileyici. Mizah ve maceranın dozu inanılmaz biçimde dengelenmiş. Yönetenin sahneleri birbirine bağlarken kullandığı görsel kafiyeler mükemmel. Aşk, tutku, sadakat ve fedâkarlık üzerine kurulu Yıldız Tozu’nu mutlaka seyredin. Hatta DVD’si çıktığında mutlaka sinema koleksiyonunuza bir adedini kadın, derim. Benden dört yıldız!
Bana Şans Dile: Çağan Irmak’ın yönettiği ilk film olan ve Deniz Uğur, Melisa Sözen, Rıza Kocaoğlu ile Nilgün Belgün’ün oynadığı Bana Şans Dile pek çok ilk film denemesinin aksine, ekşi ve kekre. Filmin sahiplerine iyi bir gişe dilemekten başka elimden bir şey gelmez. Zaten Çağan Irmak filmin gösterime girmemesi için çok uğraşmış diyorlar. “Sarı”nın yalancısıyım.
İçindeki Yabancı: Neil Jordan’ın yönettiği ve Jodie Foster, Terrence Howard, Naveen Andrews ile Mary Steenburgen’ın oynadığı İçindeki Yabancı (The Brave One) ham bir gerilim. Ben sevemedim. Finaldeki aynı silâh çelişkisini anlatmak için ise yorum yok!
Dehşet Odası: “İşte korku filmi böyle olur” dedirten bir cinsten bir film, Roland Joffe’ın yönettiği ve Elisha Cuthbert, Daniel Gillies, Pruitt Taylor ile Laz Alonso’nun oynadığı Dehşet Odası… Kendi adıma ben çok severek seyrettim. Biri - iki tuzak kanlı sahne olmasına rağmen asıl anlatılmak istenen kan ve dehşet gösterisi değildi. İçinde bugüne kadar pek az rastladığımız türden görsel öğeler yüklü filmin alt, ikinci ve üçüncü anlamları da bulunuyor. En azından ben öyle düşünüyorum. Sevgi, kıstırılmışlık duygusu, gözetim ve denetim altında tutulan insanların kişilik ve kurtuluş mücadeleleri gibi… Kan, çığlık, cerahat, irin görmek yerine farklı bir dili olan, farklı bir korku filmi seyretmek istiyorsanız Dehşet Odası’nı kaçırmayın.
(04 Ekim 2007)
Coşkun Çokyiğit
coskuncokyigit@gmail.com