Final Bir Filmi Vezir de Eder, Rezil de!

Ne demeli bilmem ki? Daha başından sonunun nasıl geleceği belli desem, değil! Böyle isim olur mu, diye sorsam; “Neden olmasın ki?” diyecekler… En iyisi bu filmi anlatmaya İpek Tuzcuoğlu’nun performansından başlayayım.

Televizyon programı sunduğu yıllardan beri tanıdığım -ve koca gözlerini yakından gören her insan gibi hayran kaldığım- İpek, bugüne kadarki tüm çalışmalarının “fevkinde” bir oyun çıkarmış. Sarışın aptal değil, esmer ve aptal veya daha doğrusu kıt zekâlı bir Kürt kızını canlandıran İpek, kayınbiraderinden mi, kayınpederinden mi yoksa kocasından mı olduğunu bilemediği oğlunun gelip, “Ailenin namusunu temizlemek” için kendisini öldüreceği günü bekleyen bir düşmüş kadın! Ama bu bildiğimiz cinsten ağzında cak, cak ciklet çiğneyip küfürler savuran, Beyoğlu’nun arka sokaklarında sürterken bir yapımcı buluverip sınıf atlama hayalleri kuran fahişelerden değil. Analığı ta ciğerinde taşıyan bir kadını oynuyor İpek. Aferin İpek’e!

Demet Akbağ, Özgü Namal, Sarp Apak ve Can Kıraç’ın filme kattıklarına gelecek olursak: Demet Akbağ, kart ‘o…’yu, ciddi bir gözlem sonucu geliştirilmiş bir oyunculukla sunuyor. Dili, dişi, küfürleri, hali, yolu, yordamı ile tam bir “o…u”! Ne eksik, ne fazla!

Özgü Namal sanki “Ödül almaktan yoruldum. Biraz dinleneyim bari!” der gibi… Böyle bir tutumun sebebi kendi midir, yönetmenden mi kaynaklanıyor, anlayamadım.

Sarp Apak, Avrupa Yakası ve kadın kılığına girdiği Plajda filmini epeyce aşmış. Yüzünü gözünü amatör mimiklerle zıplatmıyor. Dolayısıyla daha doğru bir oyunculuğa yöneldiği belli oluyor.

Kıraç’a gelince: “Bu filmde Kıraç da mı oynuyor?” sorusunu soranınız çıkabilir. Hayır, onun müziği oynuyordu ve inanın ki, birçok oyuncudan daha iyiydi. Gala çıkışı karşılaştığımda bunu kendisine de söyledim. Hoşuna gitti sanıyorum…

Gelelim Sırrı Süreyya Önder’e: Böyle bir film hikâyesini neden yazdığını ve sinema serüvenini uzun uzun anlattı ama bir sinema eleştirmeni, sanatçının röportajlara verdiği cevaptan çok işin kendisine bakar. Çünkü iş başka, yazanın söyledikleri başkadır. Bu bağlamda S. S. Önder’in bu senaryoya imza atış nedeni beni ikna edebilmiş değil. Daha çok Yılmaz Erdoğan’ın televizyon skeçlerini andıran diyaloglar her ne kadar kahkahalara boğuyor ise de S. S. Önder’den beklenen öykü bu değildi. Finalin uçuk kaçıklığı, “Bu kadar yazıyı bu final için mi yazdın? Bunun için mi aralarda bu kadar kahkaha attık?” gibisinden sualler sorduruyordu.

Sırrı Süreyya Önder şuna da dikkat etmeli: Sanat filmi yapacağım diye işin cıvığını çıkaranlar ne kadar sıkıntı veriyorsa, “Halka anlatacaklarımız var.” bahanesine sığınıp gişeye oynamak iyi bir senaryocunun geleceği açısından o kadar önemli bir tehdit oluşturuyor. Para kazanmak zorunda olan yapımcıları daima bu tartışmadan uzak tutmak gerektiğinin altını çizerek söylüyorum: Gündelik hayatın kendisi çoğu zaman sanatın seçkinci talepleriyle uyuşmaz. Yaşadığımız dramatik, komik ve trajik olaylar, sandığımız gibi her vakit sanatın malzemesi olamazlar.

Genç yönetmene: Anladığım kadarı ile oyuncular senaryoyu çok sevmişler. Onlarla iyi bir işbirliğine giriştiğin belli. Seni gönülden desteklemeye çalıştıkları aşikârdı. Fakat o bir türlü bitmeyen ve final üstüne final gibi tarzından binen son dakikalar neydi, çözebilmiş değilim. Madem ilk filminde komedi çektin ben de komik bir ifadeyle söyleyeyim: Final bir filmi vezir de eder, rezil de!

(16 Mayıs 2008)

Coşkun Çokyiğit

coskuncokyigit@gmail.com

“Final Bir Filmi Vezir de Eder, Rezil de!” için 4 adet yorum yapılmıştır.

  1. Günay Günaydın Yazıyor:

    Murat Bey’in ilk filmi olduğunu sanmıyorum, ayrıca bu filmin komik olduğunu hiç düşünmüyorum. Siz filmi komik bulmuş olabilirsiniz ama sinema yazarlığı yaparken ve ben yazıyorum derken Türk sinemasında hangi yönetmenin kaç tane ve hangi filmleri çektiğini bilmemek ve bunu yazının finalinde bir üstten bakış tarzıyla yalan -yanlış aktarmak koca bir yazıyı rezil mi eder vezir mi?

  2. COŞKUN ÇOKYİĞİT Yazıyor:

    Sayın Günay Günaydın! Sizin hatırınız için sevgi ve şiddetle savunduğunuz yönetmenin kaç film çektiği konusunu nasıl tashih edeyim bilemiyorum? TV dizilerini saymazsak, 1.5 uzun metrajlı mı demeliydim. İlk filmi (iki kişi ile çekmediği) manasında doğru olmuyor mu?
    Üstelik neden mailinizi açıkça yazmıyorsunuz beyefendi?
    Böyle gizlendiğiniz için fildişi kulemizin camından (tepeden) bakarak “Kim o?” demek zorunda kalıyoruz…
    Bu kimin ayıbı oluyor şimdi?

  3. Günay Günaydın Yazıyor:

    Siz o kuleden yazarlık değil ancak böyle ukalâlık yapabilirsiniz. Mailim ve ismim gayet açık, ne demek istediğinizi anlatamadınız galiba! Ayrıca sizi düzeltme yapmak zorunda bırakarak bayağı sinirlendirdim galiba… Aaa tabi sizin yazdığınız bir şeyi düzelttirmek kimin haddine. Anlıyorum ama bağışlayın beni; fütursuzca eleştirebildiğinizi ama eleştirilmeye alerjiniz olduğunu ön görememiştim.

  4. COŞKUN ÇOKYİĞİT Yazıyor:

    Günay Günaydın, siz öyle diyorsanız, öyledir!

Yorum yapabilirsiniz