Sinemanın Sert Adamı: Charles Bronson

Litvanya kökenli Charles Bronson, sinemada elinden tabancayı hiç düşürmedi ve sert karakterlere hayat verdi. 2003 yılında 82 yaşında ölen Bronson, 1970′li ve 80′li yıllarda kendisinin önde olduğu filmlerde çalıştı. Sanat hayatı boyunca da televizyona hiç uzak durmadı. Zaman zaman geçmişin önemli ve büyük sanatçılarını anmak iyi olacak.

Charles Buchinsky, yani sinemadaki adıyla Charles Bronson 3 Kasım 1921′de Pennsylvania’da doğdu. Litvanya Tatarlarından olan Bronson, 30 Ağustos 2003′te Los Angeles’ta öldü. Ailesi genişti ve 14 kardeşi vardı. Babası madencilik yaparak bu geniş aileye bakıyordu. Sert ve yorgun yüzlü Bronson, Türkiye’de 1970′li yıllarda çok popüler bir aktördü. Aslında sinema geçmişi eskiye dayanan bu sinemanın sert yüzü, Henry Hathaway’in Gary Cooper’ı başrolde oynattığı 1951 yapımı siyah-beyaz deniz komedisi “You’re in the Navy Now” (Şimdi Denizci Olduk) filmiyle sinemaya adım attı.

Adı Bronson olacak

İlk dönemlerinde Charles Buchinsky ya da Buchinski adını kullandı çoğunlukla Bronson. İkinci rollerde görünse de önemli yönetmenlerin iyi filmlerinde oynadı. 1952′de George Cukor’un “Pat and Mike-Pat ve Mike” filminde Katharine Hepburn’le Spencer Tracy’ye eşlik etti. 1954 yapımı bir Robert Aldrich filmi olan ve Burt Lancaster’ın başrolünde olduğu ünlü western filmi “Apache-Asi Cengaver”de Hondo karakteriyle jeneriklerde de yukarıya doğru çıkmaya başladı. Ama, adı hâlâ Buchinsky’ydi afişlerde. Yine aynı yıl Aldrich’in bir başka filmi “Vera Cruz-İstiklâl Kahramanları” adlı westerninde de boy gösterdi. Henry Hataway’den sonra Robert Aldrich’in de gözdesi olmuştu Bronson. “İstiklal Kahramanları”nın başrollerinde iki büyük oyuncu vardı, Burt Lancaster ve Gary Cooper. Bu filmin final bölümündeki Lancaster-Cooper düellosu akılda kalıcıydı, öncelikle stilize çekim açılarıyla. Filmin hikâyesi de 1866′daki Meksika’daki isyanda geçiyordu. John Sturges’in 1964 baharında Türkiye’de gösterime giren 1960 yapımı “The Magnificent Seven-Yedi Silahşörler” westerniyle artık sinemada sağlam bir yer edinmeye başladı Bronson. Film, Akira Kurosawa’nın 1954 yapımı “Shichinin no Samurai-Yedi Samuray” filminden “vahşi batı”ya uyarlanmıştı. Elbette Yul Brynner ve Steve McQueen filmin lokomotifiydi. John Sturges’ın 2. Dünya Savaşı’nda Nazi hapishanesindeki bir kaçışı anlatan 1963 yapımı “The Great Escape-Büyük Kaçış” filminde Bronson sakin görünümlü “tünel kralı” Teğmen Danny Velinski’yi oynuyordu. Paul Brickhill’in romanından uyarlanan filmde tünel kazıp kaçma sahnelerinin yanında Steve McQueen’in final bölümünde motosiklet gösterisi de akılda kalıyordu. Sturgess’ın bu filminde Bronson ve McQueen’in yanında James Garner ve James Coburn gibi önemli oyuncular da vardı.

Sydney Pollack’ın Robert Redford’u başrole çıkardığı 1966 yapımı “This Property is Condemned-Lanetli Kadın” filminde “kötü adam”ın sınırlarında gezinen, ama Nathalie Wood’un hayat verdiği Alva’ya sırılsıklam aşık J. J. Nichols’ı oynadı. Bu film, Tennessee Williams’ın oyunundan uyarlanmıştı. Senaryo yazarlarının arasında geleceğin ünlü yönetmeni Francis Ford Coppola da vardı. Hikâye, bezgin insanların yaşadığı istasyonu olan bir kasabada geçiyordu. Bronson’ın yolu Robert Aldrich’le bir defa daha buluştu 1967 yapımı “Dirty Dozen-12 Kahraman Haydut” savaş filmiyle. Filmin hikâyesi 2. Dünya Savaşı’nda geçiyordu. Suçlulardan oluşan bir tim, Nazilere karşı ölümcül bir mücadeye girişiyordu. Filmde kimler yoktu ki. Lee Marvin, Telly Savalas, George Kennedy, Ernest Borgnine, John Cassavetes, Donald Sutherland ve elbette Charles Bronson. Bu filmin görselliği ve kamera kullanımı klâsik savaş filmlerinin ötesinde çok çarpıcıydı. Bronson, 1968 yılında Ermeni asıllı Fransız usta Henri Verneuil’ün “spagetti western” tarzındaki “La Bataille de San Sebastian-San Sebastian’ın Topları”nda da oynadı. Başrolde Antony Quinn vardı. Filmin müziklerini de muhteşem Ennio Morricone bestelemişti. Bu filme, Humphrey Bogart’ın 1955′te oynadığı Edward Dmytryk’in yönettiği, William E. Barrett’ın romanından uyarlanan “The Left Hand of God-Tanrının Sol Eli” filmini çağrıştırdığı söyleniyor, ama “San Sebastian’ın Topları” da William Barby Faherty’nin romanından uyarlanmıştı. Jean Herman’ın yönettiği 1968 yapımı “Adieu l’Ami-Elveda Dostum” aksiyon filminde Alain Delon’la başrolü paylaştı Bronson. Bu film, onun 1970′lerdeki karakterlerinin öncülü gibiydi. Bronson’ın yolu “spagetti westernin babası” Sergio Leone’yle de buluştu 1968 yılında. Leone’nin “Bir Zamanlar Batıda” adıyla da bilinen “Once Upon a Time in the West-Batıda Kan Var”da “Mızıkacı”yı oynadı Bronson. Filmin başrollerinde Henry Fonda’yla güzeller güzeli Claudia Cardinale vardı. Elbette önemli oyunculardan Jason Robards da. Bu filmin tren istasyonundaki açılış sahnesi sinemanın en muhteşem anlarındandı. Elbette fonda yine muhteşem Ennio Morricone’nin müzikleri duyuluyordu. Bu film, Leone’nin yeni üçlemesinin ilk filmiydi. Devir değişmeye başlıyor ve trenin gelişiyle birlikte “vahşi batı”da sosyal hayat da gelişmeye başlıyor. Üçlemenin diğer iki filmi 1971 yapımı “A Fistful of Dynamite-Yabandan Gelen Adam”la 1984 yapımı “Once Upon a Time in America-Bir Zamanlar Amerika”ydı.

70′li yıllarda star

1970′li yıllar Bronson’ın yıllarıydı artık. Elinden tabancası düşmeyen Bronson’ın bu türden şiddet filmlerinde adalet işlemiyorsa kendi adaletini kendin uygula deniliyordu genelde. Faşizan filmlerdi. 1978′de “Superman-Süpermen” filmini çeken Richard Donner, Bronson’la 1970 yılında “Twinky” adıyla da bilinen “Lola” adlı bir romantik-erotik filmi yaptı. Filmde, pornografik romanların yazarı Scott, kendisinden hayli küçük bir genç kız Lola’yla ilişkiye giriyor. Fransız ve İtalyan filmlerinde sıkça görünen Bronson, 1970 yapımı René Clément’ın “Le Passager de la Pluie-Yağmurla Gelen Adam” filminde Harry karakterindeydi. Bu film Türkiye’de 1972 yılının son ayında gösterime girmişti. Filmde Bronson’ın hayatının kadını Jill Ireland da oynuyordu. Çift, 1968′de evlenmiş ve mutlu beraberlikleri Jill Ireland’ın 1990′daki meme kanserinden ölümüne kadar sürmüştü. Fonda Francis Lai’nin muhteşem müzikleri de duyuluyordu. Hikâye, Fransa’nın güneyinde geçiyor. Otobüsten çantalı ve gizemli bir yabancı iner. O sırada yağmur da yağıyor. Genç ve güzel Mellie, bu gizemli yabancı tarafından tecavüze uğruyor. Türkiye’de çekilen Peter Collinson’ın yönettiği, başrollerinde Tony Curtis’le Charles Bronson’ın olduğu filmde Fikret Hakan, Salih Güney, Aytekin Akkkaya’nın da oynadığı 1970 yapımı “You can’t Win ‘Em All-Paralı Askerler”, 1. Dünya Savaşı’nda geçiyordu. İtalyan Sergio Sollima’nın yönettiği yine 1970 yapımı suç-aksiyon filmi “Città Violenta-Vahşet Şehri”nde de oynadı Bronson. Filmin çarpıcı araba takip sahneleri akılda kalıcıydı. Bronson, yanında Jill Ireland’la beraber beyaz Mustang arabasıyla peşlerindeki kırmızı arabadan kaçıyorlardı bu nefes kesici kovalamaca sekansında. Nicolas Gessner’ın yönettiği 1971 yapımı “Quelqu’un Derrière la Porte-Kapının Arkasında Biri Var”da Bronson başrolü Anthony Perkins’le paylaşmıştı. İlk üç “007 James Bond”un yönetmeni olan Terence Young’ın 1971 yapımı “Le Soleil Rouge-Kırmızı Güneş” westerninde “kötü adam” Alain Delon’la karşılıklı oynadı Bronson. Bu filmde Ursula Andress, Toshirô Mifune ve Capucine de rol aldılar. Bu “vahşi batı” filminde Japon samurayları da vardı. 1977′nin kışında oynayan yine Terence Young’ın yönettiği 1972 yapımı “The Valachi Papers-Mazisini Satan Adam”, Francis Ford Coppola’nın “The Godfather-Baba” filminin etkisinde yapılmış bir mafya filmiydi, ama iyiydi. Bu filmde başrolü eşsiz Lino Vantura’yla paylaştı. Bronson 1970′li yıllarda Terence Young’la birçok film yaptı. Bronson’ın yolu sonunda Michael Winner’la buluştu ve Terence Young’ın ardından Michael Winner’la peş peşe filmler yaptı. 1972 yapımı “Chato’s Land/Çato-Devler Ülkesi” westerninde bir kızılderiliyi, Apaçi Çato’yu oynadı. Winner-Bronson işbirliğinin diğer filmi 1972 yapımı “The Mechanic-Mekanik”, bir suç-gerilimiydi. Bu filmin giriş bölümü de sinema tarihine girmiştir, çünkü neredeyse on beş dakika hiç konuşma yok filmde. Winner’ın yönettiği 1973 yapımı “The Stone Killer-Taş Yürekli Katil” John Gardner’ın romanından uyarlandı. Bir polis mafyaya savaş açıyor bu filmde.

Bronson, 1973′te John Sturgess’in Duilio Coletti’yle ortak yönettiği “Wild Horses/Valdez, il Mezzosangue-Vahşi Melez” westerninde de oynadı. Bronson’ın oynadığı Chino Valdez, yalnız bir kovboy ve damızlık at yetiştiren biriydi. Melez olduğu için ırkçılıkla karşılaşır hep. Kaçak bir genç Jimmy yanına sığınır ve Chino ona bildiklerini öğretir sonraları. Bronson, 1974′te yönetmen Winner’la ünlü “Death Wish” filmini yaptı. Beş filmlik bir seriye dönüşen “Death Wish”, bir daha buralara uğramadı. Türkiye’de “Yara” adıyla gösterilen bu ilk film Brian Garfield’ın romanından uyarlandı. Kore Savaşı gazisi mimar Paul Kersey’nin eşini öldürürler ve kızına da tecavüz ederler. Adaletten umudunu kesen Paul, kendi adaletini uygular. Yani katillerin peşine düşer ve onları avlar. Tom Gries’in yönettiği 1975 yapımı “Breakout-Firar”, Türkiye’de 1983 yılında gösterime girmişti. Robert Duval’ın oynadığı Jay, büyükbabasını (büyük yönetmenlerden John Huston) öldürmekten Meksika hapishanesinde otuz yılı aşkın hüküm giyer. Bronson’ın canlandırdığı Teksaslı bir pilot Nick, Jay’i hapisten kaçırır. Havaalanındaki final sahnesindeki şiddet vahşiydi. “Firar” filmi, gerçek bir olaydan sinemaya uyarlanmıştı. Bronson’ın yolu yönetmen Walter Hill’le de buluştu. Hill’in ilk filmi de olan 1975 yapımı “Hard Times-Çıplak Yumruk”, 1930′ların ekonomik bunalım yıllarında geçiyordu. Filmde James Coburn de yer alıyordu. Sokak dövüşçüleri gibi eldiven takmadan boks yapılıyordu filmde. Garaja benzer bir mekândaki final sahnesinde dövüş anları akılda kalıyordu. Filmin yönetmeni Walter Hill’i 1978 yapımı “The Driver-Sürücü”, 1980 yapımı “The Long Riders-Uzun Sürücüler”, 1982 yapımı “48 Hrs-48 Saat”, 1989 yapımı “Johnny Handsome-Yakışıklı Johnny” filmlerinden hatırlayabilirsiniz. 1979′da Türkiye’de gösterime giren J. Lee Thomson’ın 1977 yapımı “The White Buffalo-Azgın Boğa” westerninde Bronson, bufalo avcısı Bill Hickok’u canlandırdı. Bu filmde “platin saçlı” 1950′lilerin muhteşem kadın oyuncularından Kim Novak da Bayan Poker rolündeydi. Bu filmin ön jeneriği sürerken muhteşem bufalo karlar içinde seyirciye ne kadar güçlü olduğunu gösteriyordu. “Kötücül” bufalo, Kızılderililere de korkular yaşatıyordu şiddetiyle. Kızılderili gelenekleri de yansıyordu filmde. 1982 kışında Türkiye’de gösterime çıkan Don Siegel’ın 1977 yapımı “Telefon” filminde Bronson Rus Albay Grigori Borzov rolündeydi. Bu film, “Soğuk Savaş” döneminden kalma bir casusluk gerilimiydi. “Aşk ve Mermiler” adıyla da bilinen 1979 yapımı “Love and Bullets-Korkusuz”a büyük yönetmenlerden John Huston başlamıştı, usta yönetmenlerden Stuart Rosenberg tamamlamıştı filmi. Sinemaseverler 2007′de ölen yönetmen Stuart Rosenberg’ü iki hapishane filmi, 1967 yapımı “Cool Hand Luke-Parmaklıkların Arkasında” ve 1980 yapımı “Brubaker”le hatırlayabilirler. “Korkusuz” filmi, genel olarak pek beğenilmedi eleştirmenler ve seyirciler tarafından. Filmin en güzel taraflarından birisi fonda duyulan Lalo Schifrin’in müzikleriydi. Filmde sinemanın en muhteşem “kötü adam”larından Henry Silva, Vittorio Farroni karakteriyle görünüyordu.

Gerileme 80′lerde

Peter R. Hunt’ın 1981 yapımı “Death Hunt-Ölüm Avı”, eski zamanlarda kalmış ve bir daha Hollywood’da olmayacak filmlerdendi. Bronson, başrolü bir başka büyük oyuncu Lee Marvin’le paylaştı bu filmde. “Ölüm Avı”, 1930′lu yıllarda Kanada’nın Yukon bölgesinde yaşanmış gerçek bir hikâyeden yola çıkıyordu. Bronson, 1983 yılında J. Lee Thompson’ın kendi hikâyesinden çektiği “10 to Midnight-Geceyarısına 10 Kala” geriliminde kadın düşmanı seri cinayetler işleyen bir katilin peşindeki polis Leo Kessler’i canlandırdı. Bu film, Bronson’ın 80′lerdeki en iyi filmi olarak değerlendiriliyor. 1984′te yine J. Lee Thompson’la “The Evil That Men Do-İçimizdeki Şeytan” gerilim filmini yaptı. Bronson, 1960′lı ve 70′li yıllarda star olan birçok oyuncu gibi 80′li yıllarda gerileme dönemine girdi. Bu yıllarda Bronson’ın filmleri de ülkemizde popülerliğini yitirdi ve birkaç filmi dışında buralara pek uğramaz olmuştu. Aslında Bronson, popülerliği azalınca Hollywood’da da film sayısı azaldı. Televizyona ağırlık verdi. 1999′da televizyona “Family of Cops III: Under Suspicion” (Aile Polisleri III: Şüphe Altında) aksiyon-polisiye TV filmini yaptıktan sonra her şeyi geride bıraktı. Artık yorgundu. 2003 yılında da 82 yaşında hayata veda etti Bronson…

(07 Haziran 2009)

Ali Erden

“Sinemanın Sert Adamı: Charles Bronson” üzerine bir düşünce

  1. Benim hayran olduğum bir aktör. Genellikle filmlerinde sert mizaçlı, dürüst bir insanı canlandırır. Bir daha öyle aktör zor gelir. Sevgilerimle.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>