Vampir Olan Rahip

Kan Arzusu (Bakjwi – Thirst)
Yönetmen: Park Chan-wook
Senaryo: Park Chan-wook-Jeong Seo-gyeong
Müzik: Cho Young-ook
Kurgu: Kim Jae-beom-Kim Sang-bum
Görüntü: Chung Chung-hoon
Oyuncular: Song Kang-ho (Rahip Sang-hyeon), Kim Ok-bin (Tae-ju), Kim Hae-sook (Bayan Ra), Shin Ha-kyun (Kang-woo), Park In-hwan (Rahip Noh)
Yapım: CJ Entertainment-Focus-Universal (2009)

Bizde daha çok “İhtiyar Delikanlı” filmiyle bilinen Güney Kore sinemasının önemli yönetmenlerinden Park Chan-wook’un filmlerinde intikam duygusu daima başrole çıkıyor. “Bakjwi – Kan Arzusu”nda da öyle.

Sinemaseverlerin 2003 yapımı “Oldboy – İhtiyar Delikanlı” filmiyle bildikleri Güney Kore sinemasının önemli yönetmenlerinden Park Chan-wook’un 2009’da 62. Cannes Film Festivali’nde “Altın Palmiye” için yarışan “Bakjwi – Kan Arzusu”, bir aşkın, ihtirasın ve intikamın filmi. Belki ilginç olabilir, filmde Güney Koreli Katolik rahipler var. Misyonerlik belki de Güney Kore’de dini yönden etkilidir. Lee Chang-dong’un 2008’de 27. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde gösterilen 2007 yapımı “Milyang – Güneşli Kent” filminde de Hıristiyan Güney Koreliler öndeydi. O filmin de başrolünde bu “Kan Arzusu”nda genç rahibi canlandıran Song Kang-ho vardı. 1967 doğumlu Song Kang-ho, belki de yüzüne en aşina olduğumuz Güney Koreli oyunculardan biri. Yönetmen Park Chan-wook’un da gözdesi olan Song Kang-ho, son dönemlerde hem sinemalarda hem de Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde oynadığı filmlerle sinemaseverlere buluştu. Bu film, Émile Zola’nın 1867’de yayımlanan natüralizm başyapıtı “Thérèse Raquin” romanından serbest bir uyarlama gibi. Zola’nın bu oyununu bilenler, Tea-ju’yu Thérèse Raquin karakteriyle buluşturabilirler belki. Filmdeki ve oyundaki hikâyeler de bir yerlerde buluşuyor. Roman, Oda Yayınları’ndan 2003’te Selin Ceyhan çevirisiyle yayımlanmıştı. Zola’nın “Thérèse Raquin” romanı 1873 yılında tiyatro sahnesine de taşınmış. “Thérèse Raquin”, aynı adla İtalyan yönetmen Nino Martoglio (1870-1921) tarafından 1915’te ilk defa sessiz film olarak sinemaya uyarlanmıştı. “Thérèse Raquin”, yine aynı adla 1953’te Fransız büyük usta Marcel Carné tarafından siyah-beyaz çekildi ve başrolde de büyük oyuncu Simone Signoret vardı.

Aşk, ihtiras, intikam…

Yönetmen Park Chan-wook’un sinemaskop çektiği “Kan Arzusu”, bir hastanede açılıyor. Hastanede bulunan genç rahip Sang-hyeon, hastaların ölmesinden üzüntü duyuyor. Hastanedeki yaşlı, kör ve tekerlekli sandalyedeki rahip Noh, Sang-hyeon’u bir laboratuvara gönderir. Laboratuvardaki Immanuel ona bir şeyler enjekte eder ve Sang-hyeon’un vücudunda tuhaf değişimler olur. Gündüzleri dışarı çıkamaz. İçinde karşı konulamaz bir kan içme duygusu doğar. Sang-hyeon bir vampir olur. Bir yetim olan rahip Sang-hyeon, çocukluğunda tanıdığı aileyle de sıkça görüşmeye başlar. Her şey sıradan akıp giderken, çocukluğundan tanıdığı, şimdiyse kanserli Kang-woo’yla evli güzel ve gizemli Tae-ju’yla aralarında birdenbire bir şeyler başlar ve her şey ipinden boşalır. Tea-ju, gerçek anlamda gizemli. İnsan onun güzelliğinden ve şehvetli görüntüsünden hemen etkilenebiliyor. Sırlarını hemen dışarı çıkartmayan Tea-ju, bir Katolik rahip olan Sang-hyeon’u kendine çekiyor ve baştan çıkartıyor. Filmin derinliğinde Tea-ju’nun da evli olmasına rağmen bir bakire olduğunu fark ediyorsunuz. Sang-hyeon da hayatı boyunca bir kadına dokunmamış hiç. Katolik rahipler ve rahibelere cinselliğini yaşamak yasak çünkü. İntikam ateşiyle yanan filmin “femme fatale”ı ihtiraslı Tea-ju’nun sunduğu aşkı yaşadığını sanan Sang-hyeon, giderek bir trajedinin içine sürükleniyor. Cinayet işliyor ve vicdan azabını tadıyor sonra. Erotik, karanlık atmosferli ve tutkulu bu Park Chan-wook filmi, tam anlamıyla şiddetin filmi. Sang-hyeon, vampire dönüştükten sonra sürekli gece atmosferinde geçen filmde kanlar neredeyse bu filmde perdeyi kırmızıya boyuyor. Filmin final bölümünün de çarpıcı olduğunu belirtmeli. Deniz kenarında güneş doğuşuyla vampirler kül olurken, seyirci de kasvet atmosferinden dışarı çıkabiliyordu bu son sahnede. Yönetmen çoğu yerde dingin bir kamera kullansa da yer yer çarpıcı kamera hareketleri ve kurgusu da kullanmış yönetmen. Bir suç filmine dönüşen “Kan Arzusu”nda kararma – açılma tekniği de sıkça kullanılmış. Fonda duyulan müzikler de zaman zaman bazı sahnelerde etkileyici. Mekânlar, öncelikle Bayan Ra’nın evi ve butik dükkânı estetik yönden filme de çok şey katıyor. 1963 doğumlu Park Chan-wook, sinemada “intikam üçlemesi”yle tanınıyor. “İntikam üçlemesi”nden 2002’de “Boksuneun Naui Geot – Haklı İntikam”, 2003’te “Oldboy – İhtiyar Delikanlı” ve 2005’te “Chinjeolhan Geumjassi – Ölüm Meleği”nde derin bir intikam duygusu vardı. “Sam Gang Yi – Üç… Sıradışı” adıyla üç yönetmenin bir araya gelip çektikleri adı gibi sıradışı filmde Park Chan-wook kendi bölümünde yine intikam duygusunu şiddetle yansıtmıştı.

(21 Şubat 2010)

Ali Erden

sinerden@hotmail.com

Yaban Çilekleri

Önce Bilgi Kitapevi’ni keşfettim, sonra Bilgi Yayınları’nı… Her zaman yaptığım gibi Sakarya Caddesi’ne girip kitapevinin önüne gittiğimde griye kesmiş bir vitrin duruyordu önümde. Tüm vitrin tek bir kitapla, ama bir çok kitapla, soldan sağa, yukarıdan aşağıya dizilmiş kitap(lar)la dolu idi. Ingmar Bergman’ın yazıp yönettiği Smultronstallet’in, Tezer Sümer’in çevirisiyle adı Yaban Çilekleri olan kitap ile.

Yıl 1965. Bilgi Kitapevi, yayınlarına da başlıyor ve ilk kitabını yayınlıyordu, bu bir senaryo idi. Bilgi Yayınevi, sonradan üçü daha Bergman’a ait olmak üzere bir çok senaryo yayınladı ve daha çeşitli konularda pek çok kitap.

Pazar günü gazetelerde bir haber: Bilgi Kitapevi’nin kurucusu Ahmet Tevfik Küflü’nün ölüm haberi. Bir yayınevi, 45 yılı geride bırakmış, 45 yıl önce yayıncılığına başlarken bir senaryo ile başlıyor. Doğal olarak yayınlanan ilk senaryo değil, ama bir yayınevinin alanına giriş yaptığı bir kitap, neden ünlü bir roman, adı dillerde gezen bir yazarın kitabı değil, filmi ülkemizde (ticari sinemalarda) gösterilmemiş bile… Sonra daha bir çok sinema kitabı daha, senaryolar, senaryolar, bir Bazin, bir Pudovkin temel eğitim kitapları, sinemanın a.sı, b.si, c.si… Zaman içinde değişik kanallarda gelişen, yayılan bir alanın, başlangıcı da olan bir grubun, alana ilk adımı… Kitaplık köşelerinde de kalsa, açmış bu yaban çilekleri her zaman, bir takım kişilere heyecan verecektir.

Güle güle sayın yaban çileği…

(21 Şubat 2010)

Orhan Ünser

Son İstasyon’un Afişi Hazırlandı

Oğulcan Kırca’nın yönettiği ve Levent Kırca, Başak Daşman, Korel Cezayirli ile Suna Selen oynadığı Son İstasyon’un afişi hazırlandı.
26 Şubat 2010′da Pinema Film tarafından vizyona çıkarılacak olan filmin konusu şöyle: Ruhi taşrada küçük bir istasyonda emekliliğine gün sayan bir memurdur. En büyük hayali, emekli ikramiyesiyle bir ev alıp hayatının son demlerini huzurlu bir şekilde geçirmektir. Fakat kızı Esra ve küçük oğlu Önder’in daha iyi yaşamak gibi hayalleri vardır. Onların bu hayalleri bütün aileyi bir anda İstanbul’a sürükler. Ruhi’nin eşi ve annesiyle birlikte İstanbul’a gelmesiyle gelişen olaylar kontroldan çıkar.

  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Yüksek çözünürlüklü afişe haberin devamından üzerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Son İstasyon’un Afişi Hazırlandı yazısına devam et