Hollywood Dehlizlerinde Kaybolmak

‘Elysium: Yeni Cennet’, Neill Blomkamp’in bizde ‘Yasak Bölge 9’ adıyla gösterime girmiş ilk uzun metrajı ‘District 9’ın ardından çektiği yeni filmi. 2009 yaz mevsiminin sürpriz çıkışlarından biri olan bu ilginç çalışma, ertesi yıl en iyi film dahil dört Oscar adaylığı almıştı. Blomkamp’in 2006 yapımı kısa filmi ‘Alive in Joburg’dan yola çıkarak kotardığı ‘District 9’, memleketi Güney Afrika’da geçen bir uzaylı konuklar hikâyesidir. Yabancılar bu kez saldırgan değildir. Gemileri arıza yapmış, dünyamızda mahsur kalmışlardır. Hükümet yardım eli uzatarak, uzaylıları geminin hemen altında kurulan geçici bir kampa yerleştirir. Şehirde istenmeyen yabancıların ‘dokuzuncu bölge’ adını alacak etrafı çevrili ghetto’da yaşadıklarını anlatan bu çizgidışı ‘ötekileştirme’ hikâyesi, Güney Afrika’nın ‘apartheid’ yönetimi ya da Orta Doğu benzeri dünyanın farklı bölgelerinde sürmekte olan ayrımcılığın parlak bir metaforu olarak dikkati çeker.

Vancouver – Kanada’da sinema okumuş, özel efektler alanında uzman Blomkamp’in mütevazi bir bütçeyle çektiği bu ilk filmi, bir belgesel, bir ‘cinema verite’ (gerçeğin sineması) havasında başlar, zekice yazılmış senaryosuyla amansız bir toplumsal eleştiriye dönüşür. ‘District 9’ın gördüğü beklenmedik ilgi sonrasında Blomkamp’in büyük Hollywood stüdyolarıyla işbirliği kaçınılmaz olacaktır. Bizler, açık sonlu finali nedeniyle, ‘karides’ olarak çağrılan uzaylıların sürgün edildiği ‘onuncu bölge’yi anlatan bir devam filmini beklerken, yönetmen Hollywood’da çekeceği ilk yapım için yine kendi yazdığı ‘Elysium’ da karar kılmış. Hikâye bu kez çok daha keskin toplumsal ayrımlar üzerine. Olayların geçtiği 2154 yılında dünyamız (ya da filmdeki mekân olarak Los Angeles) yoksulluk ve kargaşanın hüküm sürdüğü bir nevi ‘dokuzuncu bölge’ye dönüşmüş. Zenginler yaşam tarzlarını korumak adına gezegenden kaçmış, dünyanın yörüngesinde kurulmuş, alt sınıfların kabul edilmediği, müreffeh uzay kenti Elysium’da yaşamaya başlamış. Film, suça bulaştığı yetimlik yıllarının ardından çalıştığı köhne fabrikada göz göre göre tam doz radyasyona maruz kalan, tedavisi için Elysium’a gitmekten başka çaresi kalmamış fabrika işçisinin mücadelesi üzerine kurulu.

John Boorman’in ‘Taş Tanrı / Zardoz’ (1974)’u, John Carpenter’dan ‘NewYork’tan Kaçış / Escape From New York’ (1981) benzeri klâsikleşmiş bilim kurgu örneklerinden esinler taşıyan hikâyesi ve yönetmenin bir önceki başarısı göz önüne alındığında ‘Elysium’dan umutlanmamak elde değil. Ancak evdeki hesap çarşıya uymuyor her zaman. Bütçesi 100 milyon dolar civarında gezinen bu süper Hollywood yaz prodüksiyonu ne ölçüde müdahaleye uğradı, Blomkamp’in başlangıç senaryosu nasıldı, stüdyo yöneticileri neleri değiştirdi, hangi sahneler çıkarıldı, bunlar hakkında henüz bilgi sahibi değiliz. Lâkin başlangıçtaki sert toplumsal ayrımcılık eleştirisinden ‘Robocop’ ya da ‘Demir Adam’ tarzı maceraya dönüşme gayreti içindeki yapımın bu yeni kulvarda pek başarılı olduğunu söyleyemeyiz. David Cronenberg gibi beden/makine ilişkisi üzerine kafa yormuş Blomkamp’in yaklaşımı bu defa yüzeysel. Yönetmenin ta Johannesburg’dan eski dostu ve hamisi, ‘District 9’ın talihsiz devlet görevlisi Sharlto Copley’in aksanlı ajan tiplemesi de oturmamış. Elysium cadısı Jodie Foster ile Damon’un karşılıklı döktüreceği sahneyi boşuna bekliyorsunuz. Sıradan aksiyon sahneleriyle bağlanan bu olmamış filmin bu haftasonu ABD’deki açılış rakamını merak ediyorum doğrusu. Hollywood dehlizlerinde yolunu şaşırmışa benzeyen Blomkamp’in gişede büyük bir hayal kırıklığı yaşamamasını, yine bir kısa filminden, 2004 yapımı ‘Tetra Vaal’den uyarladığı ön hazırlık aşamasındaki yeni projesi ‘Chappie’ ile yoluna devam etmesini dileyelim.

(08 Ağustos 2013)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com