The Flash: Süper Kahramanlar Çoklu Evrende…

Yüksek hızlı, alabildiğine duygu yoğunluklu, yer yer kahkaha atacağınız, kimi zaman şaşırıp da kafanızda kasap çengeli soru işaretleri oluşacak, kimi neyi, niye ve nasıl istediğinizi belirleyemeyeceğiniz tam bir sinema şöleni.

The Flash’ı, hep yaptığım gibi mesajıyla değil, sadece (ama sadece) görsel gücü ve yarattığı şölen havasıyla değerlendirmeyi tercih ediyorum. Geçmişi değiştirmek, bırakın bugünün teknolojisini, hiçbir zaman mümkün olmayacak (“Olmuşla ölmüşe çare yok”, belirleyici bir atasözü, biliyorsunuz). Barry Allen (Ezra Miller), bir şekilde edindiği süper güçleri sayesinde iyilik yapan bir gençtir. Dışarıdan baktığınız zaman (Superman’deki Clark Kent’in dış görünüşünü hatırlayın) pek bir süper kahraman gibi gözükmese de giysisini giydiğinde her şeyin üstesinden gelebilecek denli güçlü, başarılı, akıllı, iş bitirici, çözüm bulucu haline dönüşür.

Küçükken annesinin öl(dürül)mesinden babasının sorumlu tutulmaktadır; hem anneden hem de babadan olmuştur; babasını hapisten kurtarmak, annesinin de ölümünün önüne geçmek için süper gücünü kullanmaya karar verir. Barry, her şeyi bırakıp bu sorunu çözmeye girişir.

Bırakın olur mu, olmaz mı tartışmasını… Sinema bir eğlence, eğlenme aracıdır (diğer tüm niteliklerinin yanında). Deprem, ardından seçimler, su baskınları, ekonomik zorluklar, çözümsüzlük gibi yaşamsal sorunlar yumağından sıyrılmak, LGS ve YGS cenderesinden kurtulmak için ve tabii, düş(ünce) dünyasında olsun bir miktar keyiflenmek için The Flash biçilmiş kaftan.

Tarihin akışını değiştiren olaylar çok fazla, ama dönüp de o olayları “öyle değil de böyle sonuçlansın” diye değiştirmek pek mümkün değil. Bilim insanları, araştırmacılar, sanatçılar, en çok da sinemacılar bu konu üzerine çok kafa yorup yepyeni düşünceler üretiyor, sunuyorlar. Evet, öyle değil de böyle olsaydı daha iyi (veya kötü) olabilirdi… Demek ki daha dikkatli olup, seçenekleri daha titiz eleyip, önünü ardını düşünerek karar vermek en doğrusu. Tabii ki, kitapları okuyup filmleri izleyerek olası benzerlikler bulunan durumlara karşı tetik durabiliriz.

Kelebek etkisi…

Bilinen bir örnekten yola çıkan The Flash, küçücük bir değişimin yıllar içinde ne denli büyük sonuçlar doğurabileceğini anlatıyor. Turgut Özal’ı anımsayanlarınız vardır muhakkak… “Halamın bıyıkları olsa, amcam olurdu.” demişti… Barry’nin annesinin ölümünü, geçmişe gidip o anı yaşatmayarak, engellemesi dünyanın yörüngesinden oynaması kadar önemli değişiklikler yaratıyor. Biz de keyifle izliyoruz. Hemen belirtmem gerekir ki, bu dediğim, bilimsel araştırmaların yapılmaması, sürdürülmemesi anlamına gelmiyor.

Çoklu evren…

Barry, annesinin ölümünü geriye dönüp engellediğinde, çoklu evrene girer… Kimlerle buluşmaz ki orada. Hepimizin hafızalarında yaşayan Süperman’den, Batman’e, birçok “eski dost” süper kahramanı görüyoruz.

Ama en ilginci Barry’nin delikanlı haliyle erişkin halinin bir arada bulunması doğal olarak. Kuşkusuz iki Flash birbirini çekemeyip birçok çelişkiyi de birlikte çözmeye (ya da yaşatmaya) başlıyor. Onların çekişmesi de ilginç.

Son söz… Ezra Miller, başarılı olsa da taciz ve istismar suçlamaları nedeniyle pek sevebildiğim bir oyuncu değil. Kendisini cinsiyetsiz olarak tanımlayan oyuncunun, hırsızlık (son yıllarda üzerine çokça spekülasyon yaratıldı) yapmasını bile o kadar önemsemiyorum, ama taciz ve saldırganlık kabûl edebileceğim bir şey değil.

16 Haziran’dan başlayarak gösterimde…

(15 Haziran 2023)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com