Ali Erden

(Film Eleştirileri)
1994 yılında İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-TV Bölümü’nden mezun oldum. İstanbul’da şimdi CNBC-e olan, 1995-96 yıllarında Kanal E adındaki ekonomi-haber kanalında çalıştım. 1997-98 yıllarında Star … Devamı…»

*****

Hayvanat Bahçesine Hayat ve Umut

Yeni Zelandalı kadın yönetmen Niki Caro’nun “Umut Bahçesi” filmi, Varşova’daki bir hayvanat bahçesinin işletmecisi bir ailenin Yahudileri kurtarışlarını anlatıyor. Hüzün ve umut yan yana.

1939 yılı. Yaz sonu. Her şeyin sevgiyle kuşatıldığı Varşova Hayvanat Bahçesi’nde Zabinski ailesinin acılı ama umut dolu mücadelesi yansıyor. İkinci Dünya Savaşı da yaklaşıyor. Hitler’le Stalin anlaşmış. Hitler’in amacı önce Polonya’yı işgâl ederek tüm Avrupa’yı Nazi bayrağıyla donatmaktı. Her şeyi planladığı gibi yapıyor Hitler. Ryszard adında oğulları olan Jan ve Antonina Zabinski’nin hayvanat bahçesini bir Alman zoolog Lutz Heck ziyaret ediyor savaş öncesi. Nazik ve hayvanlara düşkün biri gibi görünüyor Lutz. Ama Naziler, 1 Eylül 1939’da Varşova’yı bombardımana tutuyorlar. İkinci Dünya Savaşı başlıyor. Hayvanat bahçesi de enkaza dönüşüyor. Vahşi hayvanlar Varşova sokaklarına dağılıyor. Şimdi ne olacaktı?

Hayvanat bahçesini terk etmek istemeyen Antonina, kocası Jan’la bu büyük acıların savaşında Yahudilerin yaşama umudu oluyor. Dostları olan Yahudiler şimdi selam verilmemesi gereken insanlar oluyorlar. Holokost başlıyordu. Yahudiler, Varşova Gettosu’nda toplanıyorlar. Önce Magda’yı saklıyorlar. Sonra da gerisi geliyor. Jan, bir SS subayı olarak hayvanat bahçesine gelen Lutz’u görünce gettodaki Yahudileri kurtarabileceğini düşünüyor. Jan, Alman askerleri için domuz beslerken, diğer taraftan da öncelikle çocuk ve kadınları gettodan çöp kamyonuyla taşıyor hayvanat bahçesine.

Schindler gibi…

Jan ve Antonina, tıpkı Alman işvereni Oskar Schindler gibi kurtarabildikleri kadar Yahudi’yi kurtarıyorlar. Yeni Zelandalı kadın yönetmen Niki Caro, bu trajedilerin içinde dramatik anları da öne çıkarmış. Lutz’un, sık sık hayvanat bahçesine gelip Antonina’yla ilgilenmesi, karısına âşık Jan’ı çıldırtıyor. Hatta kıskançlık krizine girince mantığını da yitiriyor. Kendisini seven eşinden şüpheye düşmesi kırgınlık yaratsa da bu zorlu günlerin ardından her şey eskisine dönebilirdi. Bu filmdeki birçok çarpıcı anı sinemaskop perdede keşfetmek gerek. İnsanı o atmosferin içine alıyor ve korkuyu hissediyorsunuz. Belki de Varşova üzerinde uçuşan Yahudilerin külleri, insandan korkmanın korkunçluğunu yaşatacak. Gettoda, genç kız Urszula’ya, Nazi askerlerinin tecavüzü sarsacak. Gözlerinde ışıltı olan Urszula’yı da kurtarıyor Jan. Belki de Urszula’yı hayata Antonina’nın geçmişteki travması döndürecekti.

Bütünüyle yakmak…

Naziler, “aryan ırk” olduklarını söyleyip başta “aşağı ırk” Yahudileri toplama kamplarında fırınlarda yakarak soykırıma uğrattılar. Soylu bir halk olan Yahudiler, bu holokostun acısını daima duyacaklar. Holokost, Yunancadaki “holos” ve “kaustos” birleşik kelimelerinden meydana geliyor. Bütünüyle yanmış anlamına geliyor. Naziler, altı milyondan fazla Yahudi’yi soykırıma uğrattı. Soykırıma da “jenosit” deniyor. Nazilerin önceliği Yahudilerdi. Sonra da solcular, Çingeneler, eşcinseller, bedensel ve zihinsel engelliler de vardı. Engelli insanlara karşı ırkçılığa da “öjenik” deniyor.

Yeni Zelanda’nın başkenti Wellington’da 1967’de doğan yönetmen Niki Caro’nun 2002 yapımı “Whale Rider-Balinanın Sırtında”, 2005 yapımı “North Country-Tek Başına” ve 2015 yapımı “McFarland, USA-McFarland” filmleri biliniyor. Yönetmen Caro, 2017 yapımı sinemaskop “The Zookeeper’s Wife-Umut Bahçesi” biyografik filmini, Amerikalı şair, yazar, denemeci ve doğabilimci Diane Ackerman’ın 2007’de yayınlanmış aynı adlı kurgusal olmayan romanından çekmiş. Antonina ve Jan üzerine bilgilere, hatta hayvanat bahçesinde saklanan Yahudiler hakkında da bilgilere ulaşmak gerek. Filmi izlerken, insanın içine girip hüzünle umudu iç içe geçiren müzikleri de dinlemeli. Filmdeki bütün oyuncular da mükemmeldi. Akademi bu filmi fark edecek sanki.

Umut Bahçesi (The Zookeeper’s Wife)
Yönetmen: Niki Caro
Eser: Diane Ackerman
Senaryo: Angela Workman
Müzik: Harry Gregson-Williams
Görüntü: Andrij Parekh
Oyuncular: Jessica Chastain (Antonina), Johan Heldenbergh (Jan),
Daniel Brühl (Lutz), Efrat Dor (Magda),Iddo Goldberg (Maurycy),
Shira Haas (Urszula), Michael McElhatton (Jerzyk),
Waldemar Kobus (Dr. Ziegler), Martin Hofmann (Szymon),
Arnost Goldflam (Dr.Korczak), Val Maloku (Genç Ryszard),
Timothy Radford (Çocuk Ryszard), Martha Issová (Regina),
Daniel Ratimorsky (Samuel)
Yapım: Focus (2017)

(30 Mart 2017)

Ali Erden

ailerden@hotmail.com

*****

Bu Otobanda Hepsi Aşk Uğrunaydı

İngiliz yönetmen Eran Creevy’nin “Otoban” filminde, aksiyonun tam ortasında aşkın yüceliğini hatırlatıyor. Otobanda geçen sahneler heyecan verici.

Casey Stein bir Amerikalı. Diskoda gördüğü Juliette Marne da öyle. Kader onların yollarını Almanya’nın Köln şehrinde kesiştiriyor. Casey, Amerika’daki suç dünyasından kopup buralara kadar uzanmış. Juliette, Amerika’daki mutsuz hayatından, ailesinden uzaklaşmak için Köln’e okumaya gelmiş. Bu iki genç insan ülkelerinden uzakta birbirlerine aşk sunuyorlar. Casey, arkadaşı Matthias’la “Türk” lakaplı uyuşturucu satıcısı Geran’la iş yapmak için diskoya uğruyor. Geran, yasal olarak atlarla uğraşıyor. Hedonist, yani zevkine düşkün biriydi.

Ama buraya gelmeden filmin girişindeki otondaki kaza yansıyor önce. Casey, iç sesiyle dünyanın aşk için döndüğünü söylüyor. Tüm bu olanlar aşk içindi. Sonra film, bu kazaya kadar olanları göstermek için geriye dönüş yapıp, heyecanlı dolu aksiyon sahnelerinin kuşattığı hikâyesine seyircisini çekiyor.

Uyuşturucu baronlarıyla dans…

Juliette böbrek hastası. Alman sağlık sisteminde tedavisi zor, çünkü o yabancıydı. Aşkı için kötü işlerden uzak durmaya başlayan Casey, aşkı için Geran’ın işine giriyor. Geran, dışarıdan bakınca her işi yasal görünen bir işadamı olan Hagen Kahl’la ortak olmak istiyor. Saygınlık için. Gururu incinen Geran, Almanya’da en büyük uyuşturucu trafiğini yöneten Hagen’in uyuşturucu yüklü kamyonunu soymak için yanıp tutuşuyor. Bundan sonrasında perdede heyecan fırtınası esiyor. Gerisini perdede görmek gerek.

Casey, zekice plan yaparak işi başarsa da, karşında Hagen vardı. Bu yaşlı kurt daima bir adım önde gidiyor. Hagen’in eline düşen Casey, korkunç işkenceyi atlatarak içinde para dolu arabayla kaçsa da peşindeki Hagen’in Balkanlardan gelen adamlarını kolay aşamıyor. Otobandaki takip anlarından sonra filmin girişindeki kaza oluyor ve film artık şimdiki zamanda yoluna devam ediyor. Filmin uzun final bölümünün beklenmedik olduğunu da belirtelim.

Muhteşem mekânlarda…

Köln’de ve çevresinde geçen film, gri bulutların altındaki bu yeşil ülkeden görsel anlamda estetik fotoğraflar da yansıtıyor. Almanların sakin kasabaları ve yolları görülmemiş kaos yaşıyor bu filmde. Bizim ülkemizde Türkçe altyazı çevirisi konusunda sorunlar var. Elbette yazılar çok iyi basılıyor ve okunaklı. Türkçe altyazıda Köln şehrinin adı Cologne diye yazıyordu ve insanı kedere düşürüyordu. Belki de uzak olmayan zamanlarda Fas’a Morokko, Marsilya’ya Marseille, Londra’ya London denecek. Sınırı yok bunun. Eskiden altyazılar zor okunurdu, ama her şey doğru yazılırdı.

1976’da Londra’da doğan İngiliz yönetmen Eran Creevy, bu üçüncü filmiyle sinema perdelerimize gelebildi. Daha çok müzik videolarıyla tanınıyormuş yönetmen. 2015 yapımı sinemaskop “Otoban” ortalamanın biraz üstüne çıkabilen bir film. Bu filmi yavaşlatan ve melodramın içine düşürense pembe dizilerden ödünç alınmış ne yazık ki aşktı. Elbette aşk rahatsız edici değildi, ama yansıyışı yapaylık veriyor insana. Geriye kalan her şey iyiydi. İki büyük oyuncu, Ben Kingsley ve Anthony Hopkins’in varlıkları bu filme değer katmışlar. Hollywwod’un kült oyuncularına gönderme yapılaması da ilginçti. John Travolta’dan Sylvester Stallone’a. Geran’ın Casey’i hangi aktöre benzettiğini filmden öğrenin. Fonda duyulan disko tarzı müzikler sevenleri etkileyebilir.

Otoban (Collide)
Yönetmen: Eran Creevy
Senaryo: F. Scott Frazier-Eran Creevy
Müzik: Ilan Eshkeri
Kurgu: Chris Gill
Görüntü: Ed Wild
Oyuncular: Nicholas Hoult (Casey), Felicity Jones (Juliette), Anthony Hopkins (Hagen), Ben Kingsley (Geran), Marwan Kenzari (Mathias), Aleksandar Jovanovic (Jonas), Christian Rubeck (Kay), Erdal Yıldız (Rainer), Clemens Schick (Mirko), Johnny Palmiero (Fitch),
Yapım: IM Global-Silver-DMG (2015)

(23 Mart 2017)

Ali Erden

ailerden@hotmail.com

DİĞER YAZILARI

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu