Ali Erden

(Film Eleştirileri)
1994 yılında İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-TV Bölümü’nden mezun oldum. İstanbul’da şimdi CNBC-e olan, 1995-96 yıllarında Kanal E adındaki ekonomi-haber kanalında çalıştım. 1997-98 yıllarında Star televizyonunda yayımlanan YangınDevamı… »

*****

Unutulmaz Bir Peri Masalı

Güzel ve Çirkin (Beauty and the Beast 3D)
Yönetmen: Gary Trosdale-Kirk Wise
Senaryo: Linda Woolverton
Müzik: Alan Menken
Seslendirenler: Paige O’Hara (Belle), Robby Benson (Çirkin), Richard White (Gaston), Rex Everhart (Maurice), Jerry Orbach (Lumiere), David Ogden Stiers (Cogsworth), Angela Lansbury (Bayan Potts), Bradley Pierce (Chip)
Yapım: Walt Disney (1991/2012)

Daima ortak çalışan Gary Trosdale-Kirk Wise ikilisinin yıllar öncesinden üç boyutlu yeniden perdeye dönen animasyon-müzikalleri “Güzel ve Çirkin” çocukları eğlendiriyor.

Film, asıl hikâyeye gelmeden önce tamamiyle farklı bir kısa animasyonla başlıyor. Çocuklar bu giriş bölümünde çok eğlenecekler, yüzüğün peşindeki at ve kurbağanın muhteşem macerasıyla. 1991 yapımı “Beauty and the Beast-Güzel ve Çirkin” animasyon filmi 2012′de üç boyutlu hale getirilerek yeniden sinemaseverlere sunuluyor. Film, Türkçe seslendirmeli. Ne yazık ki, Türkçe seslendiren sanatçıları aramalarımıza rağmen bulamadık. Üzgünüz. Gerçek hikâyede, bir prensin trajik acıları var. Yaşlı ve çirkin bir kadın saraya gelir ve prens kadına iyi davranmıyor ve bu onun hayatını cehenneme çeviriyor. Sihirli gül bırakan yaşlı kadın prensin bir canavara dönüşmesine neden oluyor. Kadının prense en büyük dersi, güzelliğin dışta değil içeride olduğu. Prens bunu yaşayarak öğreniyor. Prensin bu sihirden kurtulabilmesi için de güzel bir genç kızın ona aşık olması gerekiyor. Küçücük bir Fransız köyünde mucit babası Maurice’le yaşayan güzel Belle’e kasabanın kabadayısı Gaston da vurgun. Kasabanın güzel kızları da Gaston’a. Maurice, odun kesen icadını panayırda göstermek için yola koyuluyor, ama karşısına aç kurtlar çıkıyor. O da canavar Çirkin’in kalesine sığınıyor. Orada konuşan mum, çaydanlık ve buna benzer şeylerle karşılaşıyor. Elbette Çirkin’in esiri oluyor Maurice. Babasından haber alamayan güzel Belle yola çıkıyor ve onun da yolu Çirkin’in kale gibi sarayına düşüyor. Çirkin, Belle’i görür görmez tutuluyor. Belle’in babasını serbest bırakan Çirkin, gönüllü esir Belle’i alıkoyuyor kalesinde. Belle, sarayın sakinleriyle tanışıyor. Hepsi sihirle eşyalara dönüşmüş. Sonunda aşk ve iyilik kazanıyor, kötüler uçurumlardan uçuyor, Çirkin yakışıklı prense dönüşüp ara verdiği mutluluğuna Belle’le ulaşıyor.

Çok eski masal…

Müzikâl bir animasyona dönüşmüş bu peri masalını Gabrielle-Suzanne Barbot de Villeneuve, 1740′ta yayımladı. Kitabın adı da “La Jeune Américaine, et les Contes Marins”, yani “Genç Amerikalı ve Denizci Masalları”ydı. 1757′de İngilizce çevirisyle “Güzel ve Çirkin”e dönüştü bu masal. Eski zamanlarda Fransa’da kadın yazarlar yoğun olarak masallar yazıyordu. Masalın bir gelenek olduğu Fransız edebiyatı çocukların hayal güçlerine çok katkı yaptı. Gary Trosdale-Kirk Wise ikilisi daha önce 1996 yapımı “The Hunchback of Notre Dame-Notre Dame’ın Kamburu” ve 2001′de “Atlantis: The Lost Empire-Atlantis: Kayıp İmparatorluk” animasyon filmlerini de ortak yönettiler. Filmin çizgilerinin Walt Disney estetiğiyle buluştuğunu belirtelim. Filmdeki şarkılar da gerçekten şahane. Sadece çocuklara değil, herkese. Üç boyutlu perdede insanı rahatlatıyor “Güzel ve Çirkin” filmi.

(18 Mayıs 2012)

Ali Erden

sinerden@hotmail.com

*****

Dolandırıcılar Karakol Kurdu

Öz Hakiki Karakol: Asayiş Berkemal Aga
Yönetmen: İbrahim Güler
Senaryo: Erdal Bektaş-İbrahim Güler
Müzik: Batuhan Fırat
Oyuncular: Cengiz Bozkurt (Hasan), Emin Maltepe (Kuzey Baba), Oktay Gürsoy (Yakışıklı), Serkan Genç (Niyazi), Sezgin Cengiz (Cenker), Hasan Demirtaş (Kenan), Volkan Yıldız (Tolga), Emre Işık (Palyaço)
Yapım: Medya Mühendisi-Arkadaş Yapım (2011)

İbrahim Güler, ilk filmi “Öz Hakiki Karakol: Asayiş Berkemal Aga”yla seyircilerini güldürüyor. Filmde polislere karşı da insanda sempati bile oluşuyor. Hatta polis korkusu yaşayanlara bile.

Film, hapisten çıkmış Hasan, hınzır bir plân yaparak Tophaneli genç arkadaşlarıyla sahte karakol kurma macerasını anlatıyor. Hasan, Yakışıklı, Niyazi ve Kenan’la plânını uygulamak için şimdilerde su işi yapan eskinin ünlü dolandırıcısı Kuzey Baba’nın kapısını çalıyor. Kuzey Baba, vakti zamanında orduyu bile dolandırmış. Ekibe Kuzey Baba’nın çırağı Cenker de katılıyor. Saf gibi görünse de sıkı bir yankesici Cenker. 59 plâka ve İstanbul polisinin kıyafetleriyle Kırklareli’nin Vize ilçesindeki Çakıllı kasabasına konuşlanıyor ekip. Orada eski bir binayı karakola dönüştürüyorlar. Amaçları, kumar oynatan oteli soymak. Kuzey Baba, otelde konferans verecek profesör olarak otele yerleşiyor. İçeriden bir köstebeğin yardımıyla plân işlemeye başlıyor. Kasabalarında ilk defa karakol kurulmuş Çakıllı’da asayiş işleri de hayli yoğun. Ekip bir an gerçek polis gibi kasabada asayişi sağlamaya çalışıyor. Başkomiser rolünü oynayan Hasan bu olup bitenlerden hoşlanmasa da karakolun nezarethanesi dolup taşıyor. Hatta içlerinde bir palyaço bile var. Filmdeki karakterler de iyi işlenmiş. Genel olarak, Niyazi, uykulu, yorgun, üç günlük sakallı ve daima sigara içen haliyle hemen fark ediliyor. Yakışıklı, eski Yeşilçam filmlerinden düşmüş gibi. Dişi sinek bile görse çapkınlığın raconunu hemen hayata geçiriyor. Kuzey Baba’nın çırağı Cenker yine ayak işlerini yapıyor. Kenan neredeyse fark edilmiyor. Hasan, tam bir başkomiser. Otoriter, toparlayıcı, ama sıkı dolandırıcı olmasına rağmen fazla güvenli. Bu güveninin karşılığını ekibiyle beraber alıyor finalde.

Espriler güldürüyor…

2011 yapımı “Öz Hakiki Karakol: Asayiş Berkemal Aga” filmi, çoğu yerde mizah anlayışıyla seyircisini güldürebiliyor. Fikir iyi. Elbette iletişimin en uçlarda olduğu günümüzde bu görülenler fantastik bir filmden düşmüş gibi. İstanbul’da başlayan hikâye, Çakıllı’da devam ediyor. Karakol da, 1960 yılından 2000 yılına kadar öğrenim görülmüş ilkokulda kurulmuş. Enkaza dönüşmüş binayla ekip arasında metafor bile kurabilirsiniz. Bu film için, Osmanlı’nın son devirlerinin ünlü üçkâğıtçılarından Rum asıllı Eyüplü Halit’ten ilham aldığını belirtmiş yönetmen İbrahim Güler, Kadıköy Gazetesi’ne. Halit de sahte karakol kurmuş, hapse atılmış ve hatta Mussolini’yi bile dolandırdığı iddiaları var. 1981′de İstanbul’da doğmuş yönetmen Güler, filmlerde ve dizilerde sanat yönetmenliği yardımcılığı yapmış genelde. Filmdeki mekân yansımalarının iyi olmasında bu taraf etkili olmuş. Filmde polisler çok sempatik yansımış. Benim gibi polis korkusu olanlara bile sempatik geldi polisler. Ya ellerine biber gazı alırlarsa?

(18 Mayıs 2012)

Ali Erden

sinerden@hotmail.com

*****

Bunlar Dahi Kızın Etrafında Oldu

Koruyucu (Safe)
Yönetmen-Senaryo: Boaz Yakin
Müzik: Mark Mothersbaugh
Görüntü: Stefan Czapsky
Oyuncular: Jason Statham (Luke), Catherine Chan (Mei), Robert John Burke (Wolf), James Hong (Jiao), Reggie Lee (Chang) Anson Mount (Alex), Chris Sarandon (Tremello), Joseph Sikora (Dochesky), Igor Jijikine (Chemyakin)
Yapım: IM Global (2011)

Amerikalı yönetmen Boaz Yakin’in bir an nefes aldırmayan “Koruyucu” filmi, geride bıraktığı cesetlerle de ayrı bir yerde. Film, Rus ve Çin mafyası ortasında kalan dahi Çinli kızın eski ajanla ölüm kalım savaşını anlatıyor.

New York sokaklarına aksiyonu ve şiddeti taşıyan 2011 yapımı “Safe-Koruyucu”, hafiften staocu eski bir CIA ajanı Luke Wright’la matematik dahisi 11 yaşındaki Çinli kız Mei’in, şehri bölüşmüş postmodern mafyaya karşı aksiyon dolu hikâyesi. Aslında her şey birden olmuyor. Kader, bir zaman sonra onların yollarını kesiştiriyor. Bu filmin hikâyesinin ve kurgusunun, bir aksiyon filmine göre karmaşık olduğunu belirtmeliyiz. En azından ilk bölümlerde. Filmin hikâyeyi anlatışı ve karakterlerin yansıyışı tam anlamıyla mükemmel. Bu film aksiyon sinemasında sıradışı bir yer alabilir. Film, metroda birilerinden kaçan Mei üzerine açılıyor. Metroda, derinlikte bulanık görüntüde biri de yansıyor perdeye. Film bir gün önceye gidiyor. Mei, Rus mafyasının elinde ve kaçıyor. Ardından film bir yıl öncesine dönüp Çin’e gidiyor. Orada seyirci Mei’in bir matematik dahisi olduğunu öğreniyor. Hatta sayılar konusunda belleği de bir hayli güçlü. New York’ta da çalışmaları olan Çin mafyasının lideri Han Jiao, babası ölmüş ve annesi hasta, yetim Mei’i himayesine alıyor ve hemen New York’a yolluyor. Yeni babası da Quang Chang. Kumarhanelerdeki hesapları aklında tutan Mei’in yeni görevi kasalardaki şifreleri aklında tutmak. İşte bu noktadan sonra her şey değişiyor ve New York’un diğer mafyası Ruslar da işe karışıyor. Hikâyenin diğer tarafındaki Luke’un da başı Rus mafyasıyla belâda. Ajanlıktan uzaklaştıktan sonra şimdilerde boks yapan Luke, yenilmesi gereken maçı kazanınca Ruslar karısını öldürüyor, ardından da Luke’u açlığa ve sefalete sürüklüyor. Öyle ki, kiliselerin barınma yerlerinde yatıp kalkıyor bir süre Luke. Ama, Mei’le metroda kesişen yolları her şeyi değiştiriyor. Luke, sadece Çin ve Rus mafyalarına karşı değil, kirli polislere karşı da savaşıyor. Film bittiğinde sanki devamı gelecekmiş gibi hissediyor insan. Çünkü bazı şeyler bitmemiş gibi.

Kamyon dolusu ceset…

Bu filmde adam öldürmek ağıza leblebi atmaktan kolay. Luke, kirli polisler, mafyalar şehrin içinde rahatça tabancalarını ve makinelilerini kullanıp birbirlerini yere seriyorlar. Herhalde bu filmde bir kamyon dolusu ceset var. İlginç olan, yönetmen çok az kan göstermiş. Silâhlardan çıkan ateş parlaklıklarını göstermiş daha çok. Metroda, Luke’un Rus gangsterlerle dövüşü de estetik olarak müthiş. Başlarda daha dingin anlatımı olan filmde, çok geçmeden sarsıntılı kamera açıları ve çarpıcı kurguyla beraber aksiyonun hakkını vermeye başlıyor. Hatta bazı anlarda kurgu öyle hızlı ki, bazı çekimleri gözden kaçırma ihtimaliniz var. Filmde Çin ve Rus mafyaları olunca elbette fonda da caz müzikleri duyulmuyor doğal olarak. Sinema tarihinin eski mafyaları bu yeni mafyaların karşısında “masum” kalıyor sanki. Filmde İngilizce, Çince ve Rusça duyuluyor. Bu da iyi bir şey.

“Koruyucu” filminde Mark Mothersbaugh’un gerilimli müziklerinin yanında Beethoven’ın “Ay Işığı-Piyano Sonatı Numara 14″ de duyuluyor fonda. 1966 yılında New York’ta doğan yönetmen Boaz Yakin, annesi Yahudi olmadığı için Yahudi değil. Ama, New York’ta Ortodoks bir Yahudi okuluna da gitti. Yönetmenin, 2000 yapımı “Remember the Titans-Unutulmaz Titanlar” ve 2003 yapımı “Uptown Girls-Sevimli Dadı” buralarda da biliniyor. 1967 doğumlu İngiliz oyuncu Jason Statham, yönetmen Guy Ritchie’nin 1998 yapımı “Lock, Stock and Two Smoking Barrels-Ateşten Kalbe Akıldan Dumana” filmiyle kendini fark ettirdi. “Transporter-Taşıyıcı” serisiyle de sinemada statü sahibi oldu. Statham, aksiyon sinemasının vazgeçilmez oyuncusu şimdi. New York’un eşcinsel belediye başkanı Tremello’yu, bir zamanlar ünlü oyuncu Susan Sarandon’la evli kalmış Yunan asıllı Chris Sarandon canlandırmış. Filmin yapımcılarından biri Lawrence Bender. Bu yapımcıyı Quentin Tarantino filmlerinden hatırlayabilirsiniz. Bu filmin aksiyon dolu, çenebaz ve şiddet yüklü olmasında bu yapımcının payı vardır. Filmin diğer yapımcısı Dana Brunetti, David Fincher’ın 2010 yapımı “The Social Network-Sosyal Ağ” filminin yapımcılarından biriydi.

(11 Mayıs 2012)

Ali Erden

sinerden@hotmail.com

*****

Sınıf ve Irk Ayrımına Karşı

Can Dostum (Intouchables)
Yönetmen-Senaryo: Olivier Nakache-Eric Toledano
Müzik: Ludovico Einaudi
Görüntü: Mathieu Vadepied
Oyuncular: François Cluzet (Philippe), Omar Sy (Driss), Anne Le Ny (Yvonne), Audrey Fleurot (Magalie), Clotilde Mollet (Marcelle), Cyril Mendy (Adama), Alba Gaia Kraghede Bellugi (Elisa), Dorothée Briere (Eléonore),
Yapım: Gaumont (2011)

İki kadim dost Olivier Nakache ve Eric Toledano’nun ortak yönettikleri “Can Dostum” filminde Fransa’yı görüyorsunuz. Bu filmde hiçbir şey derinlikli yansımıyormuş gibi görünse de her şey derin.

Gecenin içinde, Seine Nehri kıyısında Driss’in son gaz sürdüğü arabanın peşine polisler düşüyor. Polisin acımasızca sorguladığı genç Driss, aristokrat bir zengin Philippe’in bakıcısı. Philippe, yamaç paraşütünden yere çakılmış ve omuzundan aşağısı felç. Arabada Philippe de var. İkisi de polisle eğlendikten sonra film geriye dönüş yapıyor. Asıl adı Abdel olan Senegalli Driss, hırsızlıktan altı ay hapis yatmış ve işsizlik sigortasından para alabilmek için Philippe’e bakıcılık için başvuruyor. Philippe, dışarıdan bakınca hayat dolu, aklına geleni çekinmeden söyleyen, samimi Driss’e kanı hemen ısınıyor. Driss’in de tıpkı Philippe gibi hikâyesi var. Teyzesinin çocuğu olmadığı için Paris’e evlâtlık gelmiş çocukken. Daha sonra teyzesinin çocukları olmuş. Teyzesiyle evli amcası ölünce teyzesinin birkaç çocuğu daha olmuş. Temizlik işlerinde çalışan, Paris’in banliyösünde bir dolu çocukla yaşayan teyze, altı ay ortadan kaybolmuş ve tam bir serseri Driss’i evden kovuyor. Teyzenin oğlu Adama da uyuşturucu satış işlerine düşmüş.

Her şeyin berbat olduğu dünyada Philippe bir sığınak oluyor aslında Driss’e. Paris’in tam içinde sırça köşkte yaşıyor hayatı kırgın Philippe. Hamile kalınca hep hastalanan karısı ölmüş. Elisa adında büyüme bunalımları yaşayan bir kızı da var Philippe’in. Tekerlekli sandalyede geçen bir ömür bu zenginliğin içinde. Fizik tedavi de görüyor. Resim sergilerine gidiyor. Driss’in hayatında bir arada göremeyeceği paralarla tablolar satın alıyor. Doğum günlerinde dostlarıyla klâsik müzik dinliyor. Her şey böyle düzenli akıp giderken hayatına Driss giriyor Philippe’in. Aralarında işveren-işçi ilişkisi yok. Hemen sıkı dost oluyorlar. Kültür, sınıf ve servet uçurumu olsa da. Bu film ırkçılığa da karşı. Philippe, Dunkerque’ten Eléonore’la da mektuplaşıyor sürekli. Kâğıda yazılıp, zarfa konulan ve üzerine pul yapıştırılan, şimdilerde unutulmuş mektuplarla. Philippe, Eléonore’a yazdığı mektuplarda Fransız şair-yazar Apollinaire’in dizelerinden ve metinlerinden de yararlanıyor. Driss, Eléonore’la Philippe’in yollarını kesiştirmek istiyor. Güzel Eléonore’la engelli Philippe’in imkânsız aşkı belki mümkün olacak, mutluluklar gelecek. Driss, Philippe’in çilli sekreteri Magalie’ye de tutuluyor. Driss’in ilgisine karşılık vermeyen Magalie’nin başka “derin” aşkları var. Her şeyi organize eden Yvonne karakteri de unutulmamalı. Aşk herkese gerek.

Mizahı güçlü film…

Olivier Nakache ve Eric Toledano ikilisi, 2005 yılından bu yana filmleri ortak yönetiyorlar. İlk defa 2011 yapımı “Intochables-Can Dostum” filmiyle tanışmış oluyoruz onların sinemasıyla. Bu filmleriyle yönetmen ve özgün senaryo dallarında 2012 Cesarlarına aday olmuşlardı. 1978 doğumlu Omar Sy, “En İyi Erkek Oyuncu” dalında Cesar kazandı bu yıl. Nakache 1973, Toledano 1971 doğumlu. İkilinin mizah duygusu gerçekten çok güçlü. Hayatı kederlerle yüklü olsa da Driss filme neşe katıyor. Belki de ırkının bir özelliği bu. Burjuvalar klâsik müzik dinlerken Driss rap benzeri müziklerle coşuyor. Filmin fonunda ağırlıklı olarak piyano tınıları duyuluyor. Elbette Vivaldi de var.

Filmdeki oyunculuklar da etkileyici. Sadece başıyla oynayan önemli oyunculardan François Cluzet büyük bir performans sunmuş. 1955 Paris doğumlu Cluzet, Claude Chabrol’ün 1994 yapımı “L’Enfer-Cehennem” filminde çizdiği kıskanç koca kompozisyonuyla etkileyici bir performans ortaya çıkarmıştı. Bu müthiş oyuncuyu en son Guillaume Canet’nin 2010 yapımı “Les Petits Mouchoirs-Küçük Beyaz Yalanlar” filminde seyretmiştik. Filmdeki mekânlar da çarpıcı yansıyor perdeye. Paris gerçek anlamda büyüleyici. Kuzeyin şehri Dunkerque final bölümünde yansıyor perdeye. Orada aşk var. Dunkerqueli kadınlar Driss’in kendileri için yaptığı esprilere gülmüşler midir? Bu ülkemizde olsa feministler ayaklanmıştı belki. Kadınlardan yanayız. Yönetmen ikilisinin bu filmi gerçek bir hikâyeden ilham almış. Filmin sonunda, şimdi Fas’ta yaşayan gerçek Philippe de yansıyor. Eléonore’la da evlenmiş. Çocukları olmuş. Driss’in de hayatı artık düzenli. Şirketi ve ailesi de var. İkisi hâlâ dostlar. Her şeyiyle insana iyi gelen bu film görülmeli.

(11 Mayıs 2012)

Ali Erden

sinerden@hotmail.com

    DİĞER YAZILARI