Orhan Ünser

(Türk Sineması, Denemeler)
1946 Samsun doğumluyum. Beyazperdede gördüğümü hatırladığım ilk filmler Faruk Kenç’in Hürriyet Şarkısı ve Kendini Kurtaran Şehir (Şanlı Maraş) ve de İntikam Kılıcı (Stewart Granger, Mel Ferrer) ile Ivanhoe’dur (Kara Şövalye - Elizabeth Taylor, Robert Taylor). Sonrası … Devamı… »
*****
Seyfi Teoman
Ne yazılabilir? Bu yıl, daha yarıya varmadan bu kaçıncı… Seyfi Teoman ile hiç karşılaşmadım ama O’nu tanıyorum, yok, “tanıyorum” dememeliyim, hiç kimse yaptıkları ile özdeş olamaz. Seyfi Teoman’da Bizim Büyük Çaresizliğimiz değildir. Her şeyden önce biri kişi, biri film… Ama nasıl bir kişi, daha yaşama sürecinin başında, 35 yaşında ikinci filmini yapmış bir yönetmen. İlk filmi naif “Tatil Kitabı”, heyecanla gittiğim ama umduğumu bulamadığım bir filmdi, kötü değildi ama ilk filmde beklenebilecek heyecan yoktu. Konu (senaryo) gereği öyle idi belki ve bu senaryoyu da başka yerlere çekebilecek zorlamaları yapmadığı için Teoman’ın filmi önemli idi. Ama “Bizim Büyük Çaresizliğimiz”de her şey yerine oturmuştu. Düz, sıradan bir emanet sürecinde iki kafadar başına neler gelebileceği baştan bilemezlerdi. Bizde seyirci olarak aynı konumda idik.
O zamanlar Bıçakcı’nın kitabını okumamıştım. Film, beni kitabı okumaya zorlamadı. Bu iyi idi fakat filmi -kısa sürede- unutmak mümkün değildi… Bu arada tanıdığım yapımcısı Yamaç ile görüştüm. Tabi konuşmamızın asıl konusu filmdi ama kitaptan da söz ettim. Bizim filmlerimizde kitap-lar hep göstermelik yer alırlar ama bu filmde “kitap”lar göstermeliğin ötesine geçip, bir unsur oluyorlardı -en azından benim için öyle… Okuduğum, okumamış olsam bile bildiğim kitaplara -asıl
önemlisi- yaklaşım önemli idi. Sonra iki erkeğin, evlerine / ellerine emanet edilmiş, hem de bir arkadaş kardeşine / kızkardeşine, annesizliğini unutturmak (serüvenin başlangıcında ölüyordu), gezdirmek, korumak, himaye etmek… Bunların bir kısmını -hiç düşünmedikleri- (kız’ın karşı cinsi başkalarında aramak ve bulmak) olayı son aşamasında öğrenmek -kızın ağzından- ve bunu -içlerinde fırtınalar koparken- sakin karşılamak… Bunların hepsi kitabın olayları ama Teoman sinemasının da olayları. Sonradan kitabı okudum. Yazı başka, film başka ama karşılaştığım birçok yazı/film uyarlamasından sonra, kitabı Bıçakçı’nın, filmi de Teoman’ın diye değerlendirmenin en doğru olan olması gerektiğini düşündüm. (Olması gereken bu ama her uyarlamada maalesef olmuyor.)
Zaman durmak bilmez ve neler getireceğini de bilemeyiz ama yönetmenliği -artık- yerine oturmuş Teoman’dan yeni filmler beklemekteydik. Bunun, sinemamızın yeni düzeninde hemen olmayacağını biliyoruz ve onun için acelemiz yoktu. Ancak Teoman, “Tepenin Ardı” filmi ile yapımcı olarak adını bize duyurdu. Bu işin başka bir boyutu idi, filmin (daha göremedim) gösterdiği gelişim Teoman’ın lehine idi. Yapımcılığının, yönetmenliğini gölgede bırakacağını hiç düşünmedim. Bir sabah TV.de duyduğum bir haber, eyvah dememe
neden oldu. Yarım saat sürmedi gazetede okudum, daha ne olduğunu tam idrak edememiştim. İlk iki (zaten hepi topu iki) filminin yapımcısı Yamaç’ı aradım. Kayseri’ye götürüleceğini söyledi. Oraya gitmem mümkün değildi Nereye gidersem gideyim, aynı gün Boğaziçi Üniversitesi’ne de gitsem, Teoman’a ulaşmak mümkün değildi. O’na ancak filmlerine ulaşarak -tekrar- ulaşmamız mümkün olur. Birde Tepenin Ardı var şimdi, Teoman’ı anmamızın, vesilesi. Dağarcığında neler vardı ben bilmiyorum ancak bilenler mutlaka vardır. Bunlar hangi kıvama gelmişlerdir, nerelere gelirler gelsinler, perdeye yansıyacak duruma gelmelerine, Teoman eliyle gelmelerine imkân yok. Şu veya bu şekilde başkaları ortaya çıkabilecek duruma getirebilir ama bu onların işleri olacaktır. Sanat, sinema kolektif bir sanat olabilir, ancak ne kadar kolektif de olsa yine de bireyseldir, tek kişiliklidir. Bu nedenle, bizlere sadece iki film ulaştırmış Teoman için, verdikleri ile yetinmek durumundayız. Sinemamız bir yönetmenini yitirmedi, O’nun düşlerini, hayallerini, bizim de ümitlerimizi/beklentilerimizi (en azından bir kısmını) yitirdi.
(14 Mayıs 2012)
Orhan Ünser
*****
Sinemada Belgesel Film Seyretmek, Ekümenopolis: Ucu Olmayan Şehir
Sinema tarihimizin kaynaklarına baktığımız zaman 1934 yılında, diğerlerinin yanında, iki kısa film çekildiğini görürüz. Bunlar yönetmenliğini Nazım Hikmet Ran’ın yaptığı, Özön’ün, “kısa film” dedikten sonra “görsel denemeler” diye de vasıflandırdığı İstanbul Senfonisi ve Bursa Senfonisi’dir. Bu filmlere şimdilerde ulaşmak mümkün görülmüyor. Üzerinden geçen zaman, iki önemli depo (film deposu) yangını, filmlerin türü -”belgesel film”- olmaları… İstanbul birçok filmimize dekorluk etmiş bir kentimizdir, İstanbul Senfonisi‘nden başkaca filme, belgesel olarak malzeme olmuş mudur bilemiyorum, taa Akad Usta’nın 1990 çektiği İstanbul belgeseline kadar.
Akad’ın, TV için hazırladığı (sinema filmi değil) dört bölümlük belgesel dizi, “Doğuş” adlı giriş bölümünden sonra “dramatik - belgesel”e dönüşen bölümleri ile “İstanbul Bir Şarkıdır”, “İstanbul Bir Özlemdir”, “İstanbul Bir Kavgadır” ile devam eder. Karadeniz’den İstanbul Boğazına giriş ile başlayan, Doğuş bölümü bir belgesel olurken, her biri alt başlıklar taşıyan diğer bölümler, dramatik-likleri de içeren, İstanbul üzerine belgeseldirler. 1934’de yapılan ve Özön’ün görsel deneme dediği İstanbul Senfonisi, kısa film süresi (!) içinde İstanbul’u görselleştirirken hangi içeriği taşıyordu bilemiyoruz ama bu -bugün artık mega olmuş olan- kentimiz üzerine yapılmış ilk belgesel çalışmadır.
Belgesel filmlerin ticari sinemalarda gösterilmesi pek alışık olmadığımız bir şey ama bu son yıllarda değişiyor. Sinemamız için (seyircimiz içinde) pek ilgi çekmeyen belgesel sinema, bu icadın başlangıcından beri çeşitli biçimlerde ve farklı konularda kullanılmış ve sinemanın -kurmaca
filmlerden de- önemli bir parçasını oluşturmuştur. Bizde, başlangıç dönemi yönetmenleri sinema filmi olarak bazı belgesel çalışmaları yaptılarsa da bu konuda fazla yapıt verilmemiş, sonraki dönem yönetmenleri ise aynı konuda televizyonlar (veya bir takım kurumlar) için çalışmalar yapmışlardır. Dünyada önemli sinemacıların uğraş alanı olmuş dalda, uzun yıllar bu alanda çalışmış yönetmen Joris İvens’in (1898-1989) adını anmakla yetinelim.
Sinemamızda son yıllarda çekilmiş olan bazı uzun metraj belgesel filmlerin ticari gösterime çıkmaları sevindirici bir olaydır, bir sinema olayıdır. Bunların sonuncusu ise bu hafta (04 Mayıs 2012) gösterime
çıkmış olan “Ekümenopolis: Ucu Olmayan Şehir“dir. Yönetmenliğini İmre Azem’in yaptığı film, İstanbul üzerine bir belgeseldir ama şehri anlatmak gibi bir derdi yoktur. Animasyon türündeki giriş bölümünde şehrin tarihçesi ele alınırken, günümüzde (2008 yılında) şehirde yapılan kentsel dönüşüm çalışmalarının şehri, nasıl şehir olmaktan çıkardığını anlatılmaktadır. Bu program (kentsel dönüşüm) ile nasıl şehrin yoksul bir kısım sakinlerinin yerinden edildiği, toplu konut ve sosyal konut diye yapılan binalar (daireler) ile nasıl ihtiyaç fazlası (giderek daha da artacak sayıda) daireler yapıldığı, ulaşımı kolaylaştırmak amacı ile yapılan iki boğaz köprüsünün (üçüncüsü de plânlanıyor) ulaşımı dahada sıkışık hale getirdiği (ve getireceği) gösteriliyor ve doğuracağı sonuçlar için uyarıda bulunuluyor.
Belgesel bir filmin, sırf olanları göstermenin ötesinde, olanları (gösterdiklerini) yorumlama gibi işlevi de vardır. Bu yorumlama gösterilen olaylarla ilgili olmalıdır. Ekümenopolis ise gösterdiklerinin ötesinde, yapılması plânlananlara da dayanarak -ileride- doğabilecek sonuçlardan da söz ederek, -bu bir fal bakmak değildir- toplumu bilgilendirirken, gelecekte karşılaşılabileceklere de dikkat çekmeye çalışıyor. Bu hafta “tek” sinemada gösterime giren film, ticari gösterim
öncesinde bir kısım özel gösterimlerde gösterilmiş ve yurtdışı festivallere katılmış (ödüller almış), yurt içinde -dalında- SİYAD tarafından ödüllendirilmiş bir çalışma olarak, sırf bir “belgesel film” olmayı aşarak “toplumsal” özelliğini de kazanıyor. Yukarıda da yazdığım gibi, bu filmi yapmak bir falcılık değildir. Şehircilik, sosyolojik, psikolojik sonuçları ile geliyorum diyen bir sonucu belgelemeye çalışan İmre Azem ve ekibinin çalışmasının, yanılgı ile sonuçlanmasını dilerim. Her gün içinde bulunduğum, yaşadığım ve kaos’un bugün ulaştığı bir kısım olgularını gözlemlediğim şeylerin varabileceği noktaları düşününce, bu yanılgının nasıl olabileceğini tasarlayamıyorum.
Not: Bunu metnin içine yazmadım. Ben İstanbul’a geldiğimde (1983) Avcılar ile telefon görüşmeleri “şehirlerarası” yapılmak idi. Ve İstanbul’un doğu girişi ile batı çıkışı arasının 80 kilometre olduğu söyleniyordu, bugün 100 kilometreyi çoktan aştık.
(07 Mayıs 2012)
Orhan Ünser
-
DİĞER YAZILARI
- 14.05.2012 - Seyfi Teoman
- 07.05.2012 - Sinemada Belgesel Film Seyretmek, Ekümenopolis: Ucu Olmayan Şehir
- 03.05.2012 - Şarkı Filmler
- 15.04.2012 - Sinemamızda Dökülen Yapraklar
- 10.04.2012 - Gecikmiş Cevaplar
- 08.04.2012 - Eski Filmleriniz Parlatılır
- 23.03.2012 - Eyvah ki Eyvah, Nahit Sırrı Örik’in Eve Düşen Yıldırım’ı, Dizi Filmcilerin Eline Düştü
- 23.02.2012 - Yusuf Kurçenli
- 19.02.2012 - Güzel Günler Göreceğiz - Görece (k miyiz?)
- 28.01.2012 - Emek Sineması
- 28.01.2012 - Ünsal Emre
- 28.01.2012 - Theo
- 15.01.2012 - Acımasız Tanrı
- 15.01.2012 - Ölmeyen Aşk
- 08.01.2012 - Çarşıdan Aldım Bir Tane Eve Geldim Bin Tane
- 22.12.2011 - Efsane Yönetmen
- 18.12.2011 - Sıradan Bir Açıklama
- 04.12.2011 - CELAL TAN… Anayasa Profesörü…
- 21.11.2011 - Gişe Memuru
- 20.11.2011 - AKAD’ı YAZMAK! (seyretmek varken)
- 12.11.2011 - Almanya: Wilkommen in Deutschland / Almanya’ya Hoşgeldiniz ya da Sinemamızda Almanya Başlangıcı
- 07.11.2011 - Film İsimlerinde Hayvan İsimleri
- 01.11.2011 - Film İsimlerinde Meslekler
- 14.10.2011 - Müjde Ar
- 14.10.2011 - Mehmet Dinler
- 13.10.2011 - Antalya’da Bir Festival!
- 07.10.2011 - Muzaffer Tema … Tema Bey / de …
- 02.10.2011 - BİR ZAMANLAR ANADOLU’DA Neler Oldu?
- 28.08.2011 - Adalet, Adliye ve Sinema
- 10.08.2011 - Tarihi Bir Film
- 30.07.2011 - Antalya 1979
- 24.07.2011 - Yumruk Vuruşlarından Biri
- 10.07.2011 - Yeşilçam’ın Coğrafyası
- 05.07.2011 - Kar Beyaz
- 21.06.2011 - Yazmayacaktım… ama
- 17.06.2011 - Aziz Nesin Finali 3
- 04.06.2011 - Tarihi Bir Olayın Sinemada Anlatımı: Gölgeler ve Suretler
- 04.06.2011 - Cannes
- 04.06.2011 - Filmlerimizin “İsim”lerinde Yer Alan “Erkek” Tasvir ve İsimleri Üzerine Bir Ön Çalışma 2
- 04.06.2011 - Filmlerimizin “İsim”lerinde Yer Alan “Erkek” Tasvir ve İsimleri Üzerine Bir Ön Çalışma 1
- 22.05.2011 - Filmlerimizin “İsim”lerinde Yer Alan “Kadın” Tasvir ve İsimleri Üzerine Bir Ön Çalışma
- 21.05.2011 - Küçük Günahlar
- 07.05.2011 - Hüseyin Zan
- 07.05.2011 - Çaresizliğimiz mi? *
- 13.03.2011 - Aziz Nesin’in Sineması 2
- 21.02.2011 - Kara Fatma’nın Sinemamızdaki Yansımaları Üzerine Bir Ön Bilgi Yazısı
- 06.02.2011 - İyi Film… Yönetmenlik… Oyuncular… ve Sinan Çetin
- 23.01.2011 - Abidin Dino Diye Biri…
- 16.01.2011 - Sinemada Oyuncu “Nedir”?
- 31.12.2010 - Av Mevsimi! / Çakal-laşamamak
- 18.12.2010 - Nijat Özön
- 25.11.2010 - Bir Kısa Film Festivali
- 14.11.2010 - Bitlis’te Beş Minare’den Hareketle…
- 11.11.2010 - Bir Kitap… Bir Film
- 24.10.2010 - Bakırköy / Bahçelievler
- 07.10.2010 - Daldan Dala Sinema, Tercüme, Çeviri, Yine Bir Kiralık Kaatil Öyküsü
- 28.09.2010 - Bir Daha Altın Koza Verildi, Sahiplerini Buldu
- 19.09.2010 - Chabrol (1930 - 2010)
- 29.08.2010 - Bazı Yönetmenlerimize Farklı Açıdan Yapılan Bir Bakış
- 25.04.2010 - Bir Üçleme’nin İlki: Bal ve Sinemamızda Farklı Bir Anlatım: Kosmos
- 28.02.2010 - Festivaller… Festivaller…
- 09.02.2010 - Veda
- 25.02.2010 - Sonu Olmayan Yol
- 24.02.2010 - Alkazar
- 21.02.2010 - Yaban Çilekleri
- 19.02.2010 - TARİHİ BİR ARAŞTIRMA Üzerine Dar Kapsamlı Bir Derleme
- 12.02.2010 - Sinemamızın Tüm Zamanları
- 02.02.2010 - 2009′da Kaybettiklerimiz
- 02.02.2010 - 2010 SİYAD Ödülleri Töreni
- 30.01.2010 - Güner Sarıoğlu’na Teşekkür
- 26.01.2010 - Güner Sarıoğlu’na Cevap
- 21.01.2010 - bir PEDRO ALMODOVAR kitabı
- 13.01.2010 - Maurice Scherer Vefat Etti…
- 12.01.2010 - Giderayak Sanatçı…
- 10.01.2010 - İstanbul’da Bir Facia-i Aşk / Şişli Güzeli Mediha Hanımın Facia-i Katli / Böyle Gelmiş Böyle Gitmez / Şişli Güzeli Mediha Hanım
- 04.01.2010 - İki Film / Yeşilçam ve Sonrası
- 26.12.2009 - Zeki Ökten
- 01.12.2009 - Bornova
- 01.12.2009 - Ahmet Uluçay
- 15.11.2009 - Sinemamızın “Yönetmen” Doktorları
- 12.11.2009 - Kıskanmak
- 07.11.2009 - Sinema Şenlik (midir?)
- 30.10.2009 - Yazmamak Daha Zor
- 17.10.2009 - Vizörden Bakmak
- 17.10.2009 - İki Film Birden / “Bir İhtimal… Var (mı?)” ya da Bombay’a Gidişin Başlangıcı
- 06.10.2009 - Karantinadakiler
- 04.10.2009 - 11′e 10 Kala
- 27.09.2009 - Şaban, Charlot’a Karşı (mı?)
- 11.09.2009 - Bir Kitabın (Gerçeği Öldüren Kamera: Belgesel) Düşündürdükleri
- 03.09.2009 - Sinemamız Çoktan…
- 31.08.2009 - Inglorious Basterds
- 26.08.2009 - Hürmüz’ler ve Kocaları / Sinemacılar Yine Eksildi
- 05.08.2009 - Bir Film: Meleğin Sırları / Broken Angel
- 19.07.2009 - Yak Bir Sigara
- 11.07.2009 - Yönetmenlik Yapan Oyuncular, Yönetmen “Olan” Oyuncular
- 11.06.2009 - Şadan Kâmil (1917 - 2009)
- 17.05.2009 - Öykülü Filmler
- 17.05.2009 - NOKTA’lar ve USTA’lar
- 21.04.2009 - Dramatik Yapıyı Kırmak Ya Da Mommo
- 04.04.2009 - Hayat Var
- 04.04.2009 - Farklı Afişler / Farklı İsimler
- 01.02.2009 - Seyfi Havaeri, Bir Yönetmen
- 01.02.2009 - 1950 Yılının Bir Güzellik Yarışması
- 01.01.2009 - Bir Sonbahar
- 30.11.2008 - Üç Film
- 09.11.2008 - Mustafa
- 02.11.2008 - Tekrar Tekrar Yazmayacağım
- 30.10.2008 - Baba (Yılmaz Güney)’den Üç Maymun (Nuri Bilge Ceylan)’a
- 17.09.2008 - Yusuf Kurçenli’nin Gurbet Kuşları
- 30.08.2008 - Kare As ve Yeni Kenarları, ya da Orhan Günşiray
- 11.08.2008 - ………………………… (Bu Yazının Adı Yok)
- 01.08.2008 - Suna Bulaner’den Başlarsak
- 27.06.2008 - Üç Maymun, Türk Sinemasını Kurtarır mı?
- 16.06.2008 - Sinemamızda Yeni Bir “Şey”ler Oluyor
- 07.06.2008 - Nazım Mirkelâm / Bir Yönetmen
- 25.05.2008 - Yitik (mi?) Belgeseller
- 03.05.2008 - Easy Rider
- 13.04.2008 - Bülent Ufuk mu?
- 01.04.2008 - Richard Widmark
- 27.03.2008 - Yeşilçam ‘08
- 23.03.2008 - Filmler Yarış Atı Değildir
- 23.03.2008 - Anime
- 02.03.2008 - Yürüyüp, Bir Yere Gitmemek
- 12.02.2008 - Orhan Aksoy / Sırrı Gültekin
- 05.02.2008 - Kaybolup, Gitmeyen Filmler
- 14.01.2008 - Sarışınım’dan Beyaz Melek’e
- 13.01.2008 - İkiz Filmler!
- 28.12.2007 - İyi Seneler Londra (Bolvadin. İstanbul.)
- 29.11.2007 - Suna
- 14.10.2007 - Yönetmenlik?
- 07.09.2007 - Yılmaz Güney’di
- 29.08.2007 - (benim) BERGMAN’ım / (benim) ANTONIONI’m
- 25.07.2007 - (ÖNEMLİ) BİR ROMAN: SAHNENİN DIŞINDAKİLER
(TAMAMLANMAMIŞ) BİR SENARYO: İKİ ATEŞ ARASINDA
(ÇEKİLMEMİŞ) BİR FİLM : ………………………… - 29.06.2007 - Bir Filmi Göstermek
- 31.05.2007 - Aşkın Yeni Anlatım Biçimine Bir Örnek: Hayatımın Kadınısın
- 28.05.2007 - Adı Anıldığında Bol Çağrışımlı Bir Melodram Olan Vesikalı Yârim’e Bir Bakış
- 10.05.2007 - İstanbul mu?
- 26.03.2007 - Oyuncu (luk) ya da Mutluluk
- 06.03.2007 - Murtaza - Anayurt Oteli - Böcek - Takva
- 11.01.2007 - Senaryo ve Film
- 25.09.2006 - Sinemamızdan Bir Yılmaz Güney Geçti
- 30.08.2006 - İlk Düşünüldüğü Noktadan, Farklı Nedenlerle, Farklı Noktalara Varan İki Film: “Zavallılar” (Yılmaz Güney - 1972 / Atıf Yılmaz - 1974) ve “Baba” (Yılmaz Güney - 1971)
- 25.06.2006 - Gelin / Düğün / Diyet
- 17.03.2006 - Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü?
- 24.02.2006 - Filmi Sinemada İzlemek “Daha” İyi














