Altın Portakal Heyecanında İki Film Daha Seyirciyle Buluştu

63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde bugün yarışma heyecanının yoğunluğu vardı. Ulusal Yarışma filmlerinden Bir Anne Hakkında ile Ölü Arının İğnesi filmleri seyirci karşısına çıktı,  ekipleri söyleşilere katıldı. İzleyici ile ilk buluşan, Bir Anne Hakkında ekibi oldu. Yönetmen Büşra Bülbül, senarist Bekir Bülbül, oyuncular Sevda Erginci, Ecmel İs Ergür, Osman Doğan, Ahmet Çelik, Ümran Şakır, Duygu Köse, yapımcı Betül Demir ve cast direktörü Filiz Çelik soruları cevapladı.

Altın Portakal Heyecanında İki Film Daha Seyirciyle Buluştu yazısına devam et →

Yüzyılın Edebi Buluşması Can Yayınları’nda: Albert Camus – Roger Martin du Gard: Yazışmalar 1944 – 1958

Albert Camus ve Roger Martin du Gard’ın mektupları, 20. yüzyıl Fransız edebiyatın iki büyük isminin düşünsel yakınlıklarını, insanı anlama çabalarını ve birbirlerini nasıl okudukları kadar, kendilerini nasıl sorguladıklarını da gösteriyor. Yalnızca fikir alışverişini değil, aynı zamanda ortak bir hümanizm anlayışı etrafında şekillenen derin dostluklarını gözler önüne seriyor. Dönemin edebiyat, sanat ve siyaset ortamına dair önemli ipuçları da taşıyan yazışmalar, edebiyatın zamana direnen hakikatini de yeniden hatırlatıyor. Böylece, ortaya bir kitabından öte, edebiyatın insanı anlamaya yönelik en güçlü araçlardan biri olduğuna inanan iki yazarın ortak tanıklığı çıkıyor.

Yüzyılın Edebi Buluşması Can Yayınları’nda: Albert Camus – Roger Martin du Gard: Yazışmalar 1944 – 1958 yazısına devam et →

Türk Sinemasının Yeni Filmleri Film Forum Desteğiyle Yola Çıktı

63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali kapsamında yapılan Film Forum, dopdolu bir programın ardından ödül töreniyle sona erdi. İki gün boyunca sunumlar ve sektörel söyleşilerle sinema profesyonellerini buluşturan Film Forum, bu yıl sinemaya toplam 1 milyon 450 bin TL destek sağladı. Yapım öncesi ve yapım aşamalarındaki 269 proje arasından finale kalan çalışmalar, uzman isimlerden oluşan jürilerce değerlendirildi ve yolculuklarına başladı.

Türk Sinemasının Yeni Filmleri Film Forum Desteğiyle Yola Çıktı yazısına devam et →

Ömer Seyfettin’den Gösterişe, Fırsatçılığa ve Sahte Aydınlara Keskin Bir Hiciv: Efruz Bey ve Seçme Hikâyeler

İkinci Meşrutiyet’in çalkantılı atmosferi, Efruz Bey’in gösteriş ve itibar arayışıyla örülü serüveninde hayat buluyor. Ömer Seyfettin, klâsik eseri Efruz Bey’e eşlik eden diğer öykülerde de okura dönemine dair özel panoramalar sunuyor. Günümüz Türkçesiyle yayına hazırlanan kitap, Can Yayınları Miras Dizisi’nde okurla buluşuyor. Efruz Bey, İkinci Meşrutiyet’in toplumsal ve siyasal atmosferini keskin bir mizah, güçlü bir ironi ve unutulmaz bir hiciv diliyle yansıtan, döneminin aykırı metinlerinden biri. Kendisini her dönemin kahramanı, fikir insanı ve öncüsü olarak göstermeye çalışan Efruz Bey’in serüveni gösterişe, fırsatçılığa ve sahte aydın tavırlarına yöneltilmiş evrensel bir eleştiriyi gözler önüne seriyor.

Ömer Seyfettin’den Gösterişe, Fırsatçılığa ve Sahte Aydınlara Keskin Bir Hiciv: Efruz Bey ve Seçme Hikâyeler yazısına devam et →

Yeni Bir Huzursuz Beyin Kitabı: Emre Özarslan’dan Geç Kalmışlık Hissi: Yeniden Başlamak mı Sıfırdan Başlamak mı?

Emre Özarslan, Geç Kalmışlık Hissi: Yeniden Başlamak mı, Sıfırdan Başlamak mı? adlı yeni kitabında bu kez geç kalmışlık hissi ve hepimizin kendisini içinde bulduğu şefkatsiz telâşa odaklanıyor. Yazar, psikolojik durumların sadece bireysel meseleler olmayıp zamanın ruhuyla yakından âlâkalı olduğunu, performans kültürünün hepimizi içten içe oyduğunu ortaya koyarken hem kendisinden hem de danışmanlık verdiği kişilerden yola çıkarak örnekler sunuyor. Kitap, Ekim ayında Mundi etiketiyle raflarda. Diyelim ki hayatımızın hiç de istediğimiz gibi akmadığının farkındayız. Oturduk düşündük, kendimize yalan söylemeyi de bıraktık. Ne güzel, elimizde kocaman bir “farkındalık” var artık.

Yeni Bir Huzursuz Beyin Kitabı: Emre Özarslan’dan Geç Kalmışlık Hissi: Yeniden Başlamak mı Sıfırdan Başlamak mı? yazısına devam et →

Altın Portakal’da Yarışma Filmleri Günü

63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, yeni haftaya film ekipleri ve seyircileri buluşturan söyleşilerle başladı. Pazartesi günü Ulusal Yarışma ve Yarışma Dışı Özel Gösterim kapsamında ikişer, Uluslararası Yarışma bölümünden de bir filmin ekipleri, gösterimler sonrası seyircilerin karşısına çıktı. Ulusal Yarışma kapsamında ilk olarak Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Aspendos Salonu’nda sinemaseverlerin beğenisine sunulan, Artakalan filminin ekibi, soruları cevapladı.

Altın Portakal’da Yarışma Filmleri Günü yazısına devam et →

Altın Portakal’da Festival Heyecanı Söyleşilerle Başladı

Türkiye’nin sinema şenliği, Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali,  perdelerini açtıktan sonra festival heyecanı başladı. Türk ve dünya sinemasının önde gelen yapımlarıyla bir hafta sürecek maratonda ilk gün, yarışma ve özel gösterim programındaki filmlerin ekipleri, seyirci karşısına çıktı. Altın Portakal, 25 Ekim 2026 Pazar günü Ulusal Yarışma filmlerinden de ikisini ağırladı. Bunlardan birincisi yönetmenliğini Biket İlhan’ın üstlenmiş olduğu Tatlı Maya filmiydi.

Altın Portakal’da Festival Heyecanı Söyleşilerle Başladı yazısına devam et →

Pera Müzesi’nden Yeni Yayınlar: Yaratım ve Yıkım: Frank Bowling / Cumhuriyetin Kamera Arkası: The Republic Behind the Scenes

Pera Müzesi’nin Yaratım ve Yıkım: Frank Bowling ile Cumhuriyetin Kamera Arkası: The Republic Behind the Scenes adlı kitapları yayınlandı. Frank Bowling: Yaratım ve Yıkım, Francis Bacon ve Victor Willing Müdahalesiyle başlıklı sergi, Frank Bowling’in üretimini; Ressam Francis Bacon ve savaş sonrası Britanya resminin özgün isimlerinden Victor Willing’in yapıtlarıyla birlikte ele alıyor. Cumhuriyetin Kamera Arkası Sergisi, Suna ve İnan Kıraç Vakfı Fotoğraf Koleksiyonu’ndaki Basın Fotoğrafları Arşivi’nden bir seçkiyle hazırlandı. Sergi, Cumhuriyet İstanbul’unun gündelik hayatını ve foto muhabirliğinin perde arkasını ele alıyor.

Pera Müzesi’nden Yeni Yayınlar: Yaratım ve Yıkım: Frank Bowling / Cumhuriyetin Kamera Arkası: The Republic Behind the Scenes yazısına devam et →

Bağımsız Bir Film: Eskişehir’de Gönüllü Bir Ekibin Çektiği: Sırtına Bir Şey Giy

Oğuz Anbarlı’nın ilk uzun metrajlı filmi Sırtına Bir Şey Giy (The Name of the Song), uluslararası festival yolculuğunu sürdürüyor. Uruguay, Gürcistan, Belçika ve Türkiye’deki seçkilerin ardından film, İtalya’da düzenlenen 15. Catania Film Fest’in Catania Film Euro Mediterranea uzun metraj yarışmasına seçildi. Festival, 11 – 14 Kasım 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek; filmin 13 Kasım’da gösterilmesi planlanıyor. Bu yılki Catania Film Fest’te 10 uzun metrajlı film ve 22 kısa metrajlı film olmak üzere, 10’dan fazla ülkeden toplam 32 film yarışıyor. Festivalin sanat yönetmenliğini Emanuele Rauco ve Cateno Piazza, Büyük Jüri Onursal Başkanlığı görevini ise yönetmen Oliver Laxe üstleniyor.

Bağımsız Bir Film: Eskişehir’de Gönüllü Bir Ekibin Çektiği: Sırtına Bir Şey Giy yazısına devam et →

Roberto Bolano’dan Aşk, Para, İktidar ve Buz Üzerinde Bir Ölüm Kitabı: Buz Pisti

Küçük bir sahil kasabasında kurulan bir buz pisti, bir dizi karanlık olayın fitilini ateşliyor. Roberto Bolano’nun, aşk, tutku ve cinayeti farklı anlatıcıların gözünden aktararak okuru bir bulmacanın içine çektiği Buz Pisti, ekim ayında Can Yayınları etiketiyle raflarda. Genç ve güzel İspanyol patenci Nuria Martí ansızın Olimpiyat takımından çıkarılınca, ona saplantılı bir hayranlık besleyen yozlaşmış ve kibirli belediye memuru Enric Rosquelles, Z kasabasının dışındaki eski bir malikâneye gizli bir buz pisti yaptırır. Ancak kimseye söylemediği bir şey vardır: Pisti, zimmetine geçirdiği kamu kaynaklarıyla yaptırmıştır. Günler geçer ve kasabanın üstüne çöken bulutlar iyice kararırken buz pisti bir suç mahalline dönüşür.

Roberto Bolano’dan Aşk, Para, İktidar ve Buz Üzerinde Bir Ölüm Kitabı: Buz Pisti yazısına devam et →

Altın Portakal’da Ulusal Jüride Görev Değişikliği

63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda jüri üyesi müzisyen Rahman Altın, özel sağlık sorunu nedeniyle görevini Gökhan Kırdar’a devretti. Söz yazarı, besteci, aranjör ve yapımcı kimlikleriyle tanınan Gökhan Kırdar, 1991’de söz ve müziği kendisine ait Karanlığın Gizi adlı şarkısıyla katıldığı yarışmada adını duyurdu. 90’larda Yerine Sevemem adlı şarkısıyla geniş kitlelere ulaşan Kırdar’ın bu parçası, Türk pop müziğinin unutulmaz hit’leri arasına girdi. Atıf Yılmaz’ın yönettiği Gece, Melek ve Bizim Çocuklar filmiyle aynı adı taşıyan bestesi ve ardından Tutunamadım şarkısı, müzisyenin gizemli, otantik ve karanlık damarını yansıtıyordu.

Altın Portakal’da Ulusal Jüride Görev Değişikliği yazısına devam et →

Altın Portakal Daima Diyerek Sinema Meşalesini 63. Kez Yaktı

Türkiye’nin en köklü sinema
şenliği, Antalya’da bir kez daha sinema ruhunu ateşledi. 63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, 24 Ekim Cumartesi günü, geleneksel kortejle başladı. Sinema ve TV dünyasının sevilen isimleri, Antalya sokaklarında sinemaseverlerin coşkusuyla karşılandı. Akşam yapılan açılış töreninde ise festivalin Onur Ödülleri usta oyuncular Tilbe Saran ve Menderes Samacılar’a, Sinema Emek Ödülleri ise makyöz Suzan Kardeş ve yapımcı Abdurrahman Keskiner’e verildi.

Altın Portakal Daima Diyerek Sinema Meşalesini 63. Kez Yaktı yazısına devam et →

Deha Şiddeti Meşrulaştırır mı? / En Sevdiğim

2022’de izlediğimiz ‘Hayvanlar / As Bestas’ ile radarımıza giren yönetmen Rodrigo Sorogoyen’in 79. Cannes Film Festivali’nin ana yarışma seçkisinde yer almış olan yeni filmi ‘En Sevdiğim / El Ser Querido’ baba – kız öyküsünden açılarak sinema aracılığıyla kurulan bir güç imparatorluğunun metaforik anlatısına dönüşüyor.

Film, yönetmen Esteban Martinez (Javier Bardem) ile küçük yaşta terkettiği kızı Emilia Vera’nın (Victoria Luengo) tam 13 yıl sonra bir araya geldiği sahne ile açılıyor. Ailesini terkederek New York’a yerleşmiş olan auteur sanatçı Madrid’e dönüş yaptığında uzun yıllar ayrı kaldığı, oyunculuk kariyerinde yol almaya çalışan kızına yeni filminde rol vererek onunla yeniden bağ kurmak isteğindedir. Babanın girişimi, kızına duyduğu sevgi, geçmiş hataların telafisi ve ‘en sevdiği varlığa’ ulaşma çabası gibi görünür, ancak Esteban’ın için ‘en sevdiği’ şey sanatıdır. Sinema onun için sadece bir meslek değil, alkol ve şiddetle savrulmuş geçmişini kamufle eden bir kalkan, ona dokunulmazlık sağlayan bir güç alanı, en büyük aşkıdır. ‘Evet, kızıma yardım ediyorum ama bu onun oyuncu profiline uygun olmayan bir tercih değil’ açıklamasıyla savunur kendisini. Kızını sete çağırıp yönetmeye başladığında ise, ona bir evlat gibi değil, sinema vizyonunun aracı olabilecek bir enstrüman olarak yaklaştığını anlarız. Esteban kızını sinemasının bir parçası haline getirdiğinde sevebilmekte, herşeyin önüne koyduğu sinema tutkusu, onun narsisizmini güçlendiren bir silaha dönüşmektedir.


3
Esteban’ın çektiği ‘Çöl’ adlı film, İspanyol sömürgesi yıllarındaki Büyük Sahra’da geçmektedir. Bu doğrultuda ‘çöl’ yalnızca bir fiziksel mekân veya çekimlerin yapıldığı İspanya’nın Kanarya Adaları’na bağlı ‘Fuerteventura’daki çekim alanı değil, baba ile kızın iç dünyasını, aralarındaki duygusal ıssızlığı ve kuraklığı simgeler. Esteban kızını bu çorak arazide tamamen savunmasız bıkarak türlü manipülasyonla geçmiş travmaların üzerini örtmeye, yaptıklarına bahane üretmeye kalkar.


4
Çölün ıssızını mekân alan film, İspanya’nın Sahra’daki kolonyal geçmişi ile Esteban’ın kendi kızının duygularını, travmalarını ve yeteneğini sömürmek suretiyle ‘insan sömürgeciliği’ yapma eğilimi arasında paralellik kurar. Filmdeki gerilimin doruk noktasını oluşturan açık havadaki yemek sahnesinde ise, yönetmenin ‘sanatsal yaratım’ adı altında kızı dahil tüm oyunculara ve set ekibine uyguladığı psikolojik ve metodolojik şiddet en çıplak haliyle ortaya çıkar. Sahne defalarca tekrarlanırken Esteban oyuncuların önlerindeki yemeği yeterince tutkuyla yemediklerini söyler. Set üzerindeki baskı o kadar büyür ki, küfürlü şiddetten ürken çocuk oyuncular ağlamaya; devam eden tekrarlarda sinirleri bozulan oyuncular kendilerini kontrol edemeyerek histerik bir şekilde gülmeye başlar.


5
Ne var ki, Esteban’ın baş asistanı Marina’nın (Marina Foïs) zikrettiği gibi ‘devir değişmiş’, burnu havada narsist yönetmenlerin bencil ve saldırgan günleri geride kalmıştır. Esteban’ın maskesinin tam olarak düştüğü bu sahneyi, 1972 yapımı ‘Paris’te Son Tango’nun ‘tereyağ detaylı’ çekiminde Marlon Brando ile söz birliği yapmak suretiyle Maria Schneider’i bir kadın olarak aşağılayarak travmatik bir yok oluşa sürüklenmesine neden olan Bernardo Bertolucci örneğinden yola çıkarak, eril auteur yönetmenler çağının acı bir eleştirisi olarak yorumlayabiliriz.


6
Emilia’ya gelince, babasının bir yönetmen olarak uyguladığı mobbing, onun için geçmişteki zorba baba figürünün ve şiddet ve alkolle dolu geçmişin film setinde canlı olarak hortlamasıdır adeta. O, kızının hayatını yola sokmak isteyen şefkatli bir baba değil, kendi sanatsal vizyonu ve kibri uğruna çevresindeki herkesi sonuna kadar sömürmekten çekinmeyen, öfkeyi bir çalışma yöntemi haline getirmiş, uyguladığı şiddeti bir başyapıt çıkarma bahanesiyle meşrulaştırmaya çalışan bencil bir ruhtan başka bir şey değildir.


7
Baba – kız öyküsü ile tarihi kolonyal hikâyeyi iç içe, paralellikler kurarak anlatan Sorogoyen, bu yoğun psikolojik güç mücadelesini değişmez görüntü yönetmeni Álex de Pablo ile birlikte klasik sinema dilinin sınırlarını zorlayarak tam bir görsel deney olarak tasarlamış. Çekimlerde kullanılan 65mm, 35mm 16mm, Super 8 film şeritleri, hatta eski Mini DV gibi farklı kamera formatlarını bir arada harmanlayarak kurgu masasında birer ritm unsuruna dönüştürmüş. Geniş ekran format ile kare ekran formatlar arasında sık geçişler yapılarak karakterlerin sıkışmışlık duygusu sinematografik olarak verilmek istenmiş. Renk değişimleri bir zaman atlamasını değil, duygusal duraklama noktalarını işaret etmek üzere devreye sokulmuş. İki ana karakterin Madrid’deki restoranda çekilmiş yaklaşık 18 dakika süren açılış sekansı, kesintisiz tek plan olarak çekilmiş. İşin çarpıcı kısmı, Bardem ve Luengo bu sahneden önce hiç yüz yüze gelmemiş ve sahne ilk çekim günü kaydedilmiş. Bu doğrultuda, iki insanın birbirlerine karşı hissettiği gerçek yabancılık ve bundan doğan gerilimin en doğal haliyle yakalanması amaçlanmış.

8
Geçtiğimiz yılın öne çıkan yapımlarından ‘Manevi Değer / Sentimental Value’ ile kardeşlik bağları bulunan, ancak çok daha sert, öfkeli ve sinematografik açıdan yaratıcı sürprizler içeren bu yeni Sorogoyen filmini tüm sinefillere öğütlüyor ve ısrarla geniş perdede izlenmesini öneriyorum.

(30 Ekim 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Marjinal Kültür Yayınları’nın Yeni Kitapları, Dut Serçesi, Eriha’nın Son Gülleri ve Erkek Leşi Satışa Sunuldu

Marjinal Kültür Yayınları’nın yeni kitapları Haydar Ali Albayrak’ın Dut Serçesi, İbrahim Yıldırım’ın Eriha’nın Son Gülleri: Hayal ve Kültür Evi Che’mber Söyleşileri ve Rıza Kıraç’ın Erkek Leşi adlı kitapları kitapçı raflarında yerlerini aldı ve satışa sunuldu. Rıza Kıraç’ın dördüncü öykü kitabı Vaya Con Dios ve kitaba adını veren Erkek Leşi bölümlerinden oluşuyor. Erkeklerin acımasız dünyasının bütün ayrıntılarında dolaşan Rıza Kıraç, erkeklik hallerini, açmazlarını – çıkmazlarını gerçekçi, yalın bir dille anlatıyor: “Her şey olur biter. Biliyorum, bütün peygamberler erkek, bu kentleri, sahte uygarlıkları erkekler kurdu. Lâkin, erkek leşi feci kokar, öyle böyle değil. Erkek olduğunu biliyorsan ölmeden cesedinden utanmalısın.’

  • Basın Bülteni: 1 / 2 / 3

Verona Film Günleri İstanbul’da Başlıyor: Üç Ülkeden Altı Film, Dört Gün Boyunca Ücretsiz Gösterilecek

İstanbul, uluslararası kültürel iş birliğine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Bu yıl 22 – 23 Ekim 2026 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilen 19. Verona Avrasya Ekonomi Forumu’nun kültür ve sanat etkinlikleri kapsamında yapılan Verona Forum Film Günleri, 22 – 25 Ekim 2026 tarihleri arasında Beyoğlu Atlas 1948 Sineması’nda gerçekleşecek. New Italian Cinema Events, Mosfilm ve Boğaziçi Film Festivali’nin organizasyon ortakları arasında yer aldığı etkinlik, Türkiye, İtalya ve Rusya sinemasından altı filmi dört gün boyunca İstanbullu izleyicilerle buluşturacak. Etkinlikte dünya festivallerinde dikkat çeken yapımlar, sinema tarihine ve sanat dünyasına ışık tutan filmler yer alacak.

Verona Film Günleri İstanbul’da Başlıyor: Üç Ülkeden Altı Film, Dört Gün Boyunca Ücretsiz Gösterilecek yazısına devam et →

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu