Evren sonsuz. Bunu herkes, çok uzun süredir kabûl ediyor. Kanıtı da var: Sonlu olsaydı, aydınlıkla karanlık olmazdı. Burası yeri değil, ama meraklıları geceyle gündüzün (yani aydınlık ve karanlığın) fark edilemeyeceğini bulabilir, küçücük bir araştırmayla.
Bu sonsuzluk içerisinde bizim yerküremiz gibi birçok gezegen vardır benzer güneş sistemi aralarında… Şimdilik belki bilmiyoruz, ama zaman içerisinde öğreneceğiz, bizden sonraki kuşaklar çok daha şanslı, çünkü teknoloji de bilim de gelişiyor sürekli.
Bizim “uzaylı” olarak adlandırdığımız, kimi zaman korku veren, kimi zaman heyecanlandıran, kimi zaman dalga geçtiğimiz ama hep aklımızın bir köşesine takılı “Evrenin sonsuzluğu içerisinde, bir uzaylının varlığı kanıtlansa, ne yaparız?” sorusu duruyor. Başta teologlar olmak üzere, sanatçılar gibi bilim insanları da, bu konu üzerinde türlü düş(ünce) geliştiriyor.
Yıllar sonra eski “dost”la karşılaşma…
Steven Spielberg, geleneksel olarak ‘bir film tarihten, bir film gelecekten’ yaklaşımını sürdürüyor. Çok yıllar önce, bilimkurgu çerçevesinde “Üçüncü Türden Yakınlaşmalar” ve “E.T.” filmlerini (Jurassic Park da var kuşkusuz) izlemiştik. Usta yönetmenin “Er Ryan’ı Kurtarmak”, “Schindler’in Listesi” (sizler burada yer almayan filmleri sıralarsınız muhakkak) filmleri de yakın tarih açısından hem önemli ve en az bir o kadar başarılı çalışmalardı.

Bugün, “İfşa Günü” (Disclosure Day), Spielberg’in bilimkurguya, daha doğrusu, dünya dışı varlıkların olabileceğine yönelik filmlerinden birini izleyeceğiz. Yönetmenin başarısını kimse yadsıyamaz. Titiz ve sinema dili açısından da her zaman farklılığını ko(ru)yan bir yönetmen. Filmin hazırlık aşamasından (senaryo yazımı da içinde) her alanda dikkatli, özenli, güçlü ve ilgi çekici olmasını gözetiyor. Film, adından da anlaşılacağı üzere gizem dolu, heyecanlı, bellekleri zorlayıcı, gelecek açısından kocaman soru işaretleriyle dolu bir bilimkurgu. Bugüne kadar herkesin kafasında soru işaretleri oluşturan “bilmem nerede uzaylı görülmüş”, bilmem ne araştırma merkezinde “şu kadar uzaylı inceleniyor” gibi gizem dolu bilgi(!)ye de yer veren filmin temel konusu; insan, hayvan, bitki (kısaca yaşam) geleceğimizde ne kadar önemsenecek.

En gelişkin, en zeki varlık insan mı?
Hep aynı şeyi öğrendik: İnsan dünyanın en zeki, en gelişkin, en akıllı yaratığıdır. Peki, diğer tüm canlılar? Onlar olmasa insan, insan olabilir miydi? Arıları örnek verirler ya (çok güzel bir filmdi Arı animasyonu, sadece çocuk değil herkesin izlemesi gereken) yeryüzünden silinirse bütün çiçekler solar, ağaçlar meyve vermez olur. Demek ki, dünyayı sadece insanla şekillendiremeyiz. Sahi, helikopterlerin yusufçuk böceğine bakarak yapıldığını bilmeyen mi kaldı? Evrenin sonsuzluğunda yalnız olmadığımız gerçeğini yüzümüze vuruyor “İfşa Günü”.
Dünya dışı varlıklar (hani bizim “uzaylı” dediğimiz) gerçeği kamuoyuna açıklansa… Filmin temel sorusu bu. Aradığı yanıt da izleyicinin kafasında. Şimdi film üzerine yürütülen tartışmalarda kimlerin ne kadar statükocu, kimlerin ne kadar geniş ufku olduğunu, kimlerin tutucu kaldığını bir turnusol kağıdı gibi ortaya çıkaracak.

Bir bakış farkı…
“İfşa Günü”, insanlığın bu büyük bilgi karşısında hissettiği o çaresiz merakı, teolojik ve toplumsal sarsıntıları sürükleyici bir dille işliyor. Universal tarafından paylaşılan resmi özete göre film, insanoğlunun kendi kaderini sıfırdan yazmak zorunda kalacağı o kaçınılmaz yüzleşmeyi sinemaya taşıyor. İnanılmaz güçlü bir kadrosu var filmin. Yazarı, yönetmeni, müziği (kulaklarınızı dört açarak takip edin), oyuncuları, ritmi, heyecanı, gizemi filmi taşıyor.
Filmli birlikte izlediğimiz sevgili Eş(it)im Seyhan Akın, şöyle yorumladı, basın gösterisinin ardından, sıcağı sıcağına… Aktarıyorum.
“…gelelim filmin bende bıraktıklarına, yeryüzünde Spilberg’in E.T. ve Üçüncü Türden Yakınlaşmalar filmleriyle dünya dışı varlıklar var mı, olsaydı insanın tepkisi ne olurdu sorularının cevaplarını arayan İfşa Günü, evrende yalnız olmadığımızı söyleyen filmlerin son halkası.

Spilberg’in, dünya dışı varlıklara dostane yaklaşımını yüreğime eken, 1982 yılında izlediğim E.T. evrende yalnız olmadığımıza bizi inandırmıştı. O dönemde okuduklarım, Eric Von Daniken, Bermuda Şeytan Üçgeni konulu kaza haberleri ve UFO öyküleriyle büyüyen televizyon kuşağı olarak çok kafa yorduğumuz konulardı. Dünya dışı varlıklar yeryüzüne zaman zaman uğruyorlardı. Kendini evrenin hâkimi olarak gören insanın hışmına uğradıklarını, bunun da gizlendiğini biliyorduk.
Üçüncü Türden Yakınlaşmalar, 1977 yılında çekilmişti. Ama çoğu yaşıtım gibi filmi E.T.’yi izledikten sonra görme şansım oldu. Dünya dışı varlıklara merakın ilk halkasıydı bu film.

Dünya dışı varlıklar bizden saklandıysa, bunu öğrensek ve kanıtlansa insanlık ne yapardı sorusu zamanlama açısından önemli. Yaşadığı dünya ve evreni hızla yağmalayan insanın artık kendiyle yüzleşmesi ve ardı ardına yaşayacağı felâketlerle baş etmeye çalışacağı bir çağdayız. Tüm uluslararası kurum ve sözleşmeler çöp oldu. İnsan hoyratça sömürdüğü doğanın tepkileriyle baş etmek zorunda. Sınırlar, anayasalar yeniden tanımlanması zorunlu hale gelen insan ile yeniden oluşturulmak zorunda. Çevresi ile bir bütün olarak tanımlanacak insanın gelecek nesillere bırakacağı mirası da yoktur. Geriye kalan açlık, doğal felâketler, gelişen teknoloji karşısında sefalete sürüklenen insan…
Bu çerçevede; biriktirdiği bunca kötülükle yüzleşmek zorundaki insan, evrende yalnız olmadığımız, uzaylıların da kibir ve hırsından paylarını aldıkları düşünülürse; evet, insan kendinden korksun.
Evrensel barış daha iyi bir gelecek büyük yüzleşme ile sağlanacak.”
10 Haziran’dan başlayarak gösterimde…
(09 Haziran 2026)
Korkut Akın
korkutakin@gmail.com