Hayat o denli hızlı akıyor ki, yetişebilmek mümkün olamayabiliyor. Tıpkı Dünya’nın akıl almaz (saatte 1670 kilometre) hızı gibi, hatta ondan da hızlı. Bu hız içerisinde kim nerede, neyi ne kadar, niye ve nasıl yapıyor hiç düşünmüyoruz. Kendimizce bir yol tutuyoruz, kendimizce önceliklerimizi belirliyoruz ve kendimizce sıraladıklarımızı yapıyoruz. Kendi deneyimlerinizi anımsayın: Evden çıkınca, şuraya gidecekken kendinizi farklı bir yönde bulduğunuz olmuyor mu; ya da toplu taşıma aracından bir durak önce, belki bir durak sonra indiğiniz… Akşam, eve girip giysilerinizi çıkardıktan hatta duşunuzu bile aldıktan sonra, unuttuğunuz işler (alınması gereken bir kitap, söz verdiğiniz halde getirmediğiniz bir sebze, görmek istediğiniz biriyle buluşmadığınız vb.) geliyordur aklınıza. Buna “Unutulmuş Çocuk Sendromu” diyor uzmanlar. Her şeyi unutabilirsiniz ama yerine getirilebilir bir şekilde. Ancak unutulan bir canlıysa, hele de çocuğunuzsa yerine koyabileceğiniz ne olabilir?

Telafisi yok!
Tereza Nvotová’nın yeni filmi, gerçek bir olaya dayanıyor. Senaryosunu Dusan Budzak ile yazdıkları “Baba”, günümüz insanının yaşadığı, yaşaması olası, yıkıma varabilecek bir durumu anlatıyor. Suç var mı, suçlu olabilir mi, suç kimde ya da neyde diye sormak yerine işin içindeki duyguyu, insanların acılarına odaklanıp yaşamı ne denli hırpaladığını izliyoruz.

Yönetmen, hiç de sakin olmayan bir dille başlıyor filme, uzun uzun çekimler, kamera hareketleri, birbiri ardına eklenen yapılması gerekenler ve tabii, kaprisler, alınganlıklar, öncelikler… Filmin başında, sinema salonunun koltuğunda oturduğunuz halde o yoğun tempoyu içinizde hissediyorsunuz. Ürpermemek, kaygılanmamak elde mi?
Yaz mevsimindeyiz, sıcaklıklar dolayısıyla herkes, hepimiz rahatsızız, kitle iletişim araçları bas bas bağırıyor: Sıcaklardan korunun! Şemsiyesiz sokağa çıkmayın! Bol bol su için! Ancak en sevdikleriniz de içlerinde, yoğun çalışma temposu her şeyi unutturuyor; hatta çalıştırılan vantilatör, pencereden başına su döken çocuğu görmeniz bile…

Baba rolündeki Milan Ondrík ile anne Dominika Morávková gerçekten çok başarılılar, filmin bir diğer başarısı müziği… Zaman zaman sessizliğe bürünse de ritmiyle, sözlerinin anlamıyla seyircinin hep yanında, ona yardımcı. Asıl övgüyü kamera (Adam Suzin) hak ediyor, gerek hareketli kamera kullanımında gerekse estet çerçevelemede gerçekten başarılı.
(09 Temmuz 2026)
Korkut Akın
korkutakin@gmail.com