79. Cannes Film Festivali’nde ödüller açıklandı. Fransız oyuncu ve yönetmen Eye Haïdara’nın sunduğu kapanış gecesinde, muhteşem Tilda Swinton’ın ağzından dökülen başlıkta yer alan kelimeler, sinemanın bu en saygın festivalinde dünya prömiyerini yapan filmlerin ortak mesajını iletiyordu.
Güney Koreli auteur sinemacı Park Chan-Wook başkanlığındaki ana jürinin kararı doğrultusunda Altın Palmiye En İyi Film Ödülü Romanyalı yönetmen Cristian Mungiu’nun ‘Fiyort / Fjord’ filmine verildi. Böylece Mungiu 2007 yılının Altın Palmiyeli ‘4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün’ adlı başyapıtın ardından bu değerli ödülü ikinci kez kazanan yönetmenler listesine adını yazdırmış oldu. Usta sinemacının yeni filmi, Kuzey’in fiyortları arasındaki ücra köyde yeni bir hayat kurmak isteyen Romen Mihai (Sebastian Stan) ile Norveçli Lisbet’in (Renate Reinsve) yaşadıkları toplumla fikir ve inanç ayrılığına düşmeleri üzerinden Avrupa’nın farklı kültürler mozaiğinde tolerans ve özgürlüğün sınırları gibi kavramları tartışmaya açıyordu.

Swinton’ın sözleri doğrultusunda cinsel özgürlük haklarını savunan iki değerli film 79. edisyonun ödül listesinde yerini aldı. Belçikalı Lukas Dhont’un Cannes’da boy gösteren üçüncü uzun metrajı ‘Korkak / Coward’ Birinci Dünya Savaşı’nda çarpışırken siper gerisinde aşkın ve sanatın büyüsünü keşfeden Pierre (Emmanuel Macchia) ile Francis’in (Valentin Campagne) romantik öyküsünü anlatırken, kahramanlık ve korkaklık kavramlarını eşeliyordu. Festivalin bu yılki afişini süsleyen ‘Thelma ve Louise’in efsanevi oyuncularından Geene Davis’in elinden ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödülünü paylaşan filmin gencecik iki oyuncusu coşkudan kalıplarına sığamazken; yazıp yönettikleri ‘Kara Liste / La Bola Negra’ ile Fransız sinemasının yaramaz çocuğu Xavier Dolan’ın elinden ‘En İyi Mizansen’ Ödülü’ne kavuşan aktörlükten gelme İspanyol Javier Calvo ile Javier Ambrossi ikilisi aynı heyecanı yaşadılar. Film, 1932, 1937 ve 2017 yıllarında geçen öyküler aracılığıyla, cinsellik, arzu ve acı temaları üzerinden farklı dönemlerde eşcinselliği yaşamanın bedelini araştırıyordu.

En İyi Mizansen Ödülü bu yıl iki filmin üç yönetmeni arasında paylaştırıldı. Uzunca bir aradan sonra Cannes’a dönen Polonyalı usta Pawel Pawlikovski, Altın Palmiye beklentisinden olsa gerek, aldığı ödül için pek de hoşnut gözükmezken, ‘Venedik’te Ölüm’ün Nobel ödüllü yazarı Thomas Mann (Hans Zischler) ile kızı Erika’nın (Sandra Hüller) 1949 yılının yıkıntılar içindeki Almanya’sına dönüş yolculuğunun izini süren ‘Ata Yurdu’ / Fatherland’ festivalin en fazla alkış alan filmlerinden bir tanesiydi.
Festivalin ikincilik ödülü anlamına gelen ‘Jüri Büyük Ödülü’nü yine yakından tanıdığımız Rus yönetmen Andrey Zvyagintsev’in adını Yunan mitolojisinden alan ‘Minotor / Minotaur’ isimli filmi kazandı. Pandemi döneminde ölümden dönen auteur yönetmen, Amerikalı yükselen oyuncu Zoë Saldaña’nın elinden aldığı ödüle konu olan ve Claude Chabrol’ün 1969 yapımı ‘Vefasız Kadın / La Femme Infidèle’inden yola çıkan filminde, karısının ihanetini yakalayan bir şirket patronunun düzeni bozulduğunda şiddete kayışını, yolsuzluğun ayyuka çıktığı ülkesindeki güç sarhoşluğu ve savaş bayraktarlığının kıyasıya eleştirisiyle harmanlamış.

Lübnanlı oyuncu yönetmen Nadine Labaki’nin takdim ettiği En İyi Senaryo Ödülü Fransız sinemasının bizde pek tanınmayan yönetmenlerinden Emmanuel Marre’ın ‘Notre Salut’ isimli filmine verildi. Film 1940 Eylül’ü Vichy hükümeti döneminde hayatta kalma savaşımı veren politik strateji uzmanı Henri Marre’ın (Swann Arlaud) hikâyesi üzerinden ilerliyor. Ana yarışmanın ‘Jüri Ödülü’ ise İspanyol aktör Gael Garcia Bernal’ın elinden Alman sinemacı Valeska Grisebach’ın yönettiği ‘Hayalimdeki Macera / Das geträumte Abenteuer’e gitti. 2017 yapımı ‘Western’in yaratıcısı kadın yönetmenin bu son çalışması, Bulgaristan’ın Yunanistan ve Türkiye sınırındaki Svilengard bölgesinde geçiyor. Yolunun kesiştiği eski bir tanıdığa yardım etmeye söz veren Vesna (Yana Radeva) kendisini beklenmedik tehlikeli bir maceranın içinde buluyor, bölgenin yerel mafyası ve karanlıklar ağı içine çekildiğinde kendi bastırılmış geçmişi ve arzularıyla yüzleşmek durumunda kalıyor.

Bu yıl ‘En İyi Kadın Oyuncu’ Ödülü de aynı filmin iki aktrisi arasında paylaştırıldı. ‘Drive My Car’ın usta yaratıcısı Ryûsuke Hamaguchi’nin yönettiği ‘Aniden / Soudain’, tiyatro yönetmeni Mari (Tao Okamoto) ile Paris banliyösünde bir yaşlı bakım evinin yöneticiliğini üstlenen Marie-Lou’nun (Virginie Efira) karşılıklı paylaşım süreci ve hayata tutunma azimleri üzerinden ilerleyen zarif bir film olarak alkış topladı.

Festivalin yarışmalı bölümlerinde yer alan ilk filmlerden birine verilen ‘Altın Kamera / Camera d’Or’ Ödülü Ruandalı Marie-Clémentine Dusabejambo’nun yönettiği ‘Ben’Imana’ya giderken, sağlık sorunları nedeniyle Cannes’a gelemeyen Barbra Streisand’a verilen ‘Altın Palmiye Onur Ödülü / Palme d’Or d’Honneur’ efsanevi şarkıcı, besteci, oyuncu ve yönetmenin talebiyle, çok güzel hazırlanmış bir konuşma ve Streisand’ın dokunaklı video mesajının ardından Fransız sinemasının dev aktrislerinden Isabelle Huppert’e teslim edildi.
(24 Mayıs 2026)
Ferhan Baran
ferhan@ferhanbaran.com